RAMAZAN BİTTİ DİYE HERŞEY BİTTİ Mİ?
Evet, son yazımı ramazan ayı içerisinde yazmıştım. Yazımın konusu BİR AYLIK MÜSLÜMANLIK’ tı. O yazımda ülkemiz sınırları içerisinde hem kendi halkımızdan hem de başka ülkelerden gelip ülkemizde barınmaya/yaşamaya çalışanların sıkıntı ve sorunlarına değinmiş, bir aylık destek oluyoruz iyi güzel de şimdi ramazan bitti. Hatta bayramı da yaptık. Tekrardan tüm İslam Aleminin geçmiş Ramazan Bayramı’nı da kutluyorum. Peki, bir ay boyunca bu ihtiyaçlı vatandaşlarımızı yedirip içirip doyurduk. İnsanlar bir aylığına da olsa rahat yaşayabildiler. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Şimdi bir yılın bitmesine yani yeni ramazan ayının gelmesine daha on bir ay zaman var. Yani ramazan bitti diye her şey bitti mi?
Şimdi bu insanlar on bir ay ne yiyip ne içecek? Faturalarını vb. giderlerini nereden ve nasıl karşılayacak? Barınma sorunlarını nasıl çözecekler? Çocuklarının okul ihtiyaçları ne olacak? Giyim kuşam, beslenmeleri nasıl giderilecek? Otoyollarda egzos dumanı arasında simit satıcılarının, sokak dilencilerinin, tren ve vapurlarda mızıka çalıp, mendil satmaya uğraşarak dilenen çocukların, çöpten ekmek ve yiyecek seçmeye çalışan insanların, sokak aralarında altmışlı yetmişli yaşlarda bastona dayanarak ayakta durmaya çalışarak bir mendil ya da tespih satmaya çalışan aslında dilenen insanların, sokaklarda, parklarda banklar üzerinde yatmaya çalışan insanların, kışı sıcak ortamda geçireyim diye basit yaralama vs yaparak kasten cezaevine girmeye çalışan insanların sorunları nasıl çözülecek?
Yani bizim yılda bir kez hatırladığımız Müslümanlık duygularımız ya da sevap kazanma inancımız on bir ay boyunca da devam etse daha iyi bir sonuç alınamaz mı?
Bence şimdi bu anlamda daha sağlıklı çalışmalar yapmak gerekecektir diye düşünüyorum. Yani devlet kurumlarının, belediyelerin, siyaset kurumlarının, kişi ya da özel teşebbüsün bir ay boyunca çadır kurarak, koli yaparak, çeşitli alışveriş kartları temin ederek halka dönük sorun giderici tedbirler alması son buldu. Hatta bu kurulan çadırlarda bence ekmeğe muhtaç insanlardan daha fazla siyasi ya da kurumsal organizasyonlarda varlıklı insanların daha fazla yararlandığını da gözlemledik. Hatta ben kendim bile bu türden birkaç organizasyona davetli olarak katıldım. Şunu açık yüreklilikle ifade edebilirim ki gerçekten yemeğe muhtaç olan insanlar bu organizasyonlardan çok fazla yararlanamadılar. Bu tür organizasyonların nokta atışı yoksul insanlara dönük yapılmasına çalışılmalıdır.
Aslında “dökme suyla değirmen dönmez” atasözü de dikkate alınarak bu türden yoksullara dönük kalıcı çözümler üretilmesi gerekmektedir. Yani yine bir atasözüyle açıklama gereği duyuyorum ki “insanlara balık verme yerine balık tutmayı öğretmek” gerekir, diye düşünüyorum. Balık tutmak derken bu türden ailelerden en azından bir kişinin iş sahibi olmasının sağlanarak yoksulluktan kurtarılması gerekmektedir. Hatta bu türden ailelere sosyal konutlar da üretilerek barınma ve yaşamsal ihtiyaçları çözülerek sosyal yardımsız bir topluma evrilebiliriz.
Kıssadan hisse diyorum ki; gelin şu toplumu sosyal devlet ilkesine bağlı bir sosyal topluma dönüştürelim. Bir aylık Müslümanlık gerekleri yerine süresiz ve sınırsız Müslümanlık düzeyine geçelim.
Yaşar GELER