CEMAL ŞAFAK

Tarih: 04.12.2022 11:51

HAFIZALARDAKİ ŞENLİK BABA VE HURİGÜZEL ANA

Facebook Twitter Linked-in

                 HAFIZALARDAKİ ŞENLİK BABA VE HURİGÜZEL ANAM

        Uzun yıllar boyu zihnimi ve yüreğimi meşgul edip çocukluğumu ve gençliğimi de içinde barındıran, imkansızlıklar içinde gün yüzüne çıkardığım “Hurigüzel’in Dilinden” adlı kitabımın başlangıç satırlarını gönlü bizden yana olan canlarla yeniden paylaşmak istedim. Aynı topraklarda ömür sürüp, aynı havayı soluyan nice değerlerimizi satırlara sığdırmak elbette yetersiz. Ne demiş bir büyüğümüz: “Deniz bir ummandır ve onu damlalar oluşturur.” Benim bu çalışmamı da bir damla olarak tasavvur edin. Aynı yörenin bir ferdi olarak gözlemlerimi ve duygularımı sayfalara yansıtıp uzak iklimlerdeki canlara ulaştırmak elbette mutluluk verici bir hareket. Kitabımın hemen başında kaleme aldığım aşağıdaki satırlar umarım sizlerin de dimağlarında bir lezzetli haz olarak duruyordur. Başkalarının değil, aynı ocağın bir ferdi olarak yetişip bu gönlü yüce, ozan gönüllü canlarla birlikte büyüyüp onların yanında yol kateden, kalem tutan, onların hafızalarında sakladıklarını okurla buluşturan bir naçizane kişi olarak Koca Yunus gibi diyorum ki,

                        “Ben gelmedim dava için,

                         Benim işim sevi için.

                         Dostun evi gönüllerdir.

                         Gönüller yapmaya geldim.”

       Aşağıdaki satırlar umarım 1970 li yılların Aşık Şenlik (Suhara, Yakınsu) yöresindeki bazı canlarımızı da hatırlamanıza vesile olur. Hele günümüzün aydın gönüllü yakınları olan Halil Sayak, Avni Bavaş Özdal Gündüz, Ramiz, Tüncay, Nejdet, Resul, Kurbanali ve Süleyman Şafak ile isimleri bu sayfalara sığmayacak nice yüreklerin de kitabımın tanıtımı için gösterdikleri gayret asla unutulacak değildir.

      Yıllara ve yarlara hatıra olarak kalacak bu gönül sözlerini sizlerle baş başa bırakıyorum.

     “Ecem…Anam…Ninem… Başındaki pembemsi yazmanın rengi aydan arı, sudan duru yüzünün rengiyle birleşmişti sanki ninemin. Önceleri utandı biraz. Sonraları ise yüzündeki bir güzellik sesinde bin güzelliğe dönüştü. Gönlü açıldı, kanatlandı ve bizleri pünhan pünhan[1] bir alemin içine sürükledi. Bize yeten sedası da nidası da güzeldi. Yıldızların bile donduğu gecelerde onun yüreklerimize koyduğu odla ısındık saatler ve günler boyunca. Yüreğimize akan sızım sızım sızıyı alıp güneşe tutan da oydu. Güneşin kıskanarak öpmek istediği göz de onundu, damla damla yüreğimize işleyen söz de onundu.

     Hayatını yılların süzgecinden geçirip edebi bir kubbeye dönüştüren Ninem. Elindeki yeteneğini diliyle de belgeleyen, süsleyen ve yansıtan bir özce can…Kimi gün halı tezgahı başında hülyalarını nakşetmekten sonsuz bir zevk alan, kimi gün bu nakışlarını edebi kanatlarına vurup 10, 11 köyün çevrelediği bir ufuk turunda mavi-beyaz renk aleminde uçan, kimi gün de gümüş kemerinde parlayan seher vakti saflığını alıp muhataplarına yansıtan örnek… Ninem… çocukluğumu sulayan, baharımı süsleyen, duygumu besleyen ninem. Ekmek verirken tandır kokusunu, su içirirken bulak saflığını da yüreğime işleyen barlı[2]... Özümü abad eden, gözümü ayan eden bir balacanlı… Ninem…Koyun sağarken maniyle, inek sağarken türküyle, kilim dokurken ülküyle yaşayan melekper... [3]

      Adı Huri, bir de bizden olsun diye Gözel eklemişler. Olmuş “Hurigözel”. Adı gibi özü gözel…Sözü gözel…Yüzü gözel…Kuş kanadıma şifa, gönül bağıma revan olan ninem. Hangi ara sen bu kadar geniş bir hazineyi hafızana aldın da birileri fark etmedi. Ozan ocağı ailenin gün yüzüne çıkmamış bir ferdinden mi? O ocağın direği ve şair gönüllü yiğidi baban İskender Bey’den mi? Yoksa ağzı ile kuşları bile bir tılsımlı fasıla sokan annen Gülisrav’dan mı? Hangi kapıların arkasında bekleyip söz meclislerini o erişilmez hafızanla takip ettin de bu güzelim hikâyeleri, şiirleri, mani ve türküleri derledin ki sezilmedin.

      Yıllar sonra ünleri başka coğrafyalardaki insanımızın yüreğine salınan Ünsal Kenanların, Suatların, Yaşarların şair olarak boy gösterdiği o gizemli ocakta nasıl oldu da sesin sedan duyulmadı. Yoksa yaşmağındaki terbiye mi seni suskunluğun içinde bir umman gibi yaşattı? Aşk olsun be Anaşım... Beybişem[4].

      Benim gözlerimi dünyaya açan ninem, ne yazık ki, Allah’ımın verdiği son nefesten sonra ben senin gözlerini dünyaya kapatmak zorunda kaldım.

     Yatan yerin, o dünyadaki otağın nur olsun!

     İşte senin dilinden taş duvarlara aksedip gönüllerimize yansıyan ve kitabıma akseden sedan…Yani “Hurigüzel’in Dilinden Aşık Şenlik Hikâyeleri… Atışmaları…” ve seninle birlikte Celal Şafak, Makbule Şafak, Neriman Şafak Sarıgül, Necla Şafak Gündoğdu ile Gül Şafak Erkuş’un katkıları sonucu ortaya çıkan yöremizin mani ve türkülerinden bazı örnekler...

 

1. Pünhan: Barınak

2.Barlı: Verimli, faydalı

3.Melekper: Melek kanatlı

4.Beybişe: Evin hanımefendisi, evdeki en büyük ve tecrübeli kadın. Bu kelime her na kadar çok evli erkeklerin bulunduğu bazı ailelerde en büyük eş anlamında kullanılsa da burada en büyük ve tecrübeli kadın manasında kullanılmıştır.

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —