Menü ÇILDIR HABER, ÇILDIR MANŞET, ARDAHAN HABERLERİ, ÇILDIR GÖLÜ,
ALİ RIZA COŞKUN

ALİ RIZA COŞKUN

Tarih: 26.03.2026 17:17

18 Mart: Çanakkale Destanı

Facebook Twitter Linked-in

Tarih bazen yalnızca geçmişi anlatmaz; aynı zamanda bir milletin ruhunu, karakterini ve geleceğe yürüyüşünü de anlatır. İşte 18 Mart, yalnızca bir zaferin günü değil; bir milletin var olma iradesinin, imanının ve birlik ruhunun bütün dünyaya ilan edildiği gündür. Çanakkale’de yazılan destan, toprağa düşen kurşunların değil; toprağa düşen yüreklerin, inancın ve fedakârlığın destanıdır.

1915 yılının o zorlu günlerinde dünyanın en güçlü orduları, en modern silahlarıyla Çanakkale boğazına dayandılar. Ama karşılarında yalnızca bir ordu yoktu. Karşılarında bir milletin kalbi vardı. Omuz omuza vermiş Anadolu insanı vardı. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arabı… Aynı siperde aynı duaya “amin” diyen, aynı vatan toprağı için canını hiç düşünmeden ortaya koyan yiğitler vardı.

Çanakkale’de bir asker cepheye giderken arkasında bıraktığı anayı, eşini, yavrusunu düşünüyordu ama vatanın düşmemesi için o düşünceleri yüreğinin en derin yerine bırakıp yürüyordu. Çünkü biliyordu ki vatan düşerse geriye ne ocak kalır ne de yuva.

Siperlerde bazen ekmek yoktu, bazen su yoktu. Ama iman vardı. İnanç vardı. Birbirine kenetlenmiş yürekler vardı. Kurşunların yağmur gibi yağdığı o günlerde genç yaşlı demeden insanlar tek bir düşünceyle ayağa kalkmıştı:

“Bu vatan geçilmez.”

Bir askerin cebinden çıkan annesine yazılmış mektup, bir başkasının cebinde taşıdığı Kur’an sayfası, bir diğerinin göğsünde taşıdığı vatan sevgisi… İşte Çanakkale’yi geçilmez yapan şey yalnızca silah değildi. O ruhtu. O birlikti.

Ve nihayet 18 Mart günü, dünya tarihine altın harflerle yazılan o gerçek ortaya çıktı:

Çanakkale geçilemez.

Ama bu zafer yalnızca bir savaşın kazanılması değildir. Bu zafer, bir milletin kaderini değiştiren bir uyanıştır. Çünkü Çanakkale bize şunu öğretmiştir: Bir millet birbirine sımsıkı sarıldığında hiçbir güç onu yıkamaz.

Bugün de bu destanı hatırlamak sadece geçmişi anmak değildir. Aynı zamanda bugünü anlamak ve geleceği korumaktır. Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Bir milleti yıkmanın en kolay yolu, onu dışarıdan değil içeriden bölmektir. İnsanları birbirinden koparmak, kardeşi kardeşe düşürmek, kalplere ayrılık tohumları ekmek…

Oysa Çanakkale’de insanlar farklılıklarını değil ortak değerlerini gördüler. Kimse birbirine “sen kimsin?” diye sormadı. Herkes birbirine sadece şunu sordu:

“Vatan için ne yapabiliriz?”

Bugün bizlere düşen görev de tam olarak budur. Çanakkale’yi yalnızca hatırlamak değil, Çanakkale ruhunu yaşatmaktır. Birbirimizi ayrıştıran sözlere değil, birleştiren değerlere sarılmaktır. Çünkü bu topraklar kolay kazanılmadı. Bu toprakların altında yalnızca toprak değil; binlerce şehidin emaneti yatmaktadır.

Bir mezar taşında yazılı olmayan nice kahramanın hikâyesi vardır bu vatanın bağrında. Onlar isim istemediler. Onlar makam istemediler. Onlar yalnızca bir şey istediler:

Vatan yaşasın.

Bugün bir bayrak özgürce gökyüzünde dalgalanıyorsa, bir ezan minarelerden yankılanıyorsa, bir çocuk güvenle uyuyabiliyorsa; bilinmelidir ki bu, Çanakkale’de toprağa düşen o yiğitlerin duası ve fedakârlığı sayesindedir.

Gelecek nesillere düşen en büyük sorumluluk da işte budur: Bu destanı unutmayacak, unutturmayacak bir bilinçle yaşamak. Birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin değerini bilmek.

Çünkü Çanakkale bize şunu öğretti:

Bir millet aynı yürekte buluştuğunda tarih yeniden yazılır.

Ve biz biliyoruz ki o ruh hâlâ bu toprakların damarlarında dolaşmaktadır.

Ruhları şad olsun…

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün Çanakkale şehitlerini rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —