Turna dediğin, sıradan bir kuş değildir bu topraklarda. Gidişi bir haber, gelişi bir müjdedir. Kanadındaki ritim, kalpteki duaya benzer. Sanki her kanat çırpışı, yeryüzünden göğe yazılmış bir mektuptur.
Ve biz, o mektubu okuyamasak da hissederiz.
Turnalar uçtu mu, insanın içi kıpırdar. Çünkü göç, sadece yer değiştirmek değildir; göç, sabrı ve sadakati öğretir. Aynı gökyüzüne bakıp farklı coğrafyalarda aynı sesi duyan yüreklerin kardeşliğidir turna. Birbirine yaslanmadan uçmayan, sürüden kopmadan yol alan o kuşlar; bize “birlik” olmanın sessiz dersini verir.
Bozkırın ortasında başını kaldırıp göğe bakmış bir çocuğun hayalidir turna. Gurbetteki bir babanın memleket hasretidir. Ananın yaktığı ağıtta adı geçer; ozanın dilinde sevdaya karışır. Onun için turna, sadece kanat değildir; bir niyazdır.
Uçun turnalar…
Yorgun şehirlerin üzerinden geçin. Betonun boğduğu gökleri yarın. Unutulmuş merhametlerin üstüne gölge olun. İnsan kalbinin daraldığı yerde bir ferahlık çizgisi gibi süzülün.
Sizin uçuşunuzda bir edep var. Gürültüsüz ama derin. Gösterişsiz ama vakur. Sanki her biriniz, “yol”u bilen bir derviş gibi yönünüzü şaşmadan ilerliyorsunuz.
Ne erken ne geç; tam vaktinde.
Belki de bu yüzden turnalar bize zamanı öğretir. Her şeyin bir vakti olduğunu… Gitmenin de kalmanın da bir hikmeti bulunduğunu…
Uçun turnalar…
Giderken arkamızda bıraktığımız eksik cümleleri tamamlayın. Uzak diyarlara selam götürün. Göğün mavi defterine bizim adımıza bir umut düşürün.
Ve eğer bir gün yeniden dönerseniz, bilin ki burada hâlâ size bakan gözler olacak. Çünkü turna, gidişiyle hüzün; dönüşüyle bayramdır.
Uçun turnalar…
Kanadınız duaya, yönünüz hakikate değsin.
Biz yere bağlıyız; siz göğe emanet.
Ve şimdi biraz daha yükseğe çıkın turnalar…
Sadece dağların, ovaların değil; kırılmış kalplerin üzerinden de geçin. Coğrafyamızın üzerinde dolaşan o görünmez küskünlük bulutlarını kanatlarınızla dağıtın.
Nice zamandır aynı sofraya oturup da aynı lokmayı paylaşamayan kardeşler var. Aynı ezanı duyup da birbirine selam vermekten kaçınanlar… Aynı toprağın suyunu içip, aynı göğe baş kaldırıp, yine de kalbini kapatanlar…
İşte onların üstünden geçin turnalar. Kanatlarınızın gölgesi değsin yüzlerine. Belki bir an durup göğe bakarlar. Belki o bakışta yumuşar içlerindeki taş.
Siz uçarken bir düzen vardır. Önde yorulan geri çekilir, bir diğeri onun yerine geçer. Hiçbiri “ben” demez; hepsi “biz”dir. Rüzgâra karşı tek kanatla değil, omuz omuza durursunuz. İşte bize unuttuğumuz hakikati hatırlatın: Yük paylaşıldıkça hafifler, yol birlikte yüründükçe kısalır.
Uçun turnalar…
Doğudan batıya, kuzeyden güneye. Irkı, dili, mezhebi, düşüncesi farklı olsa da aynı acıda birleşmiş insanların üzerinden geçin. Yitirdiğimiz sabrı, kaybettiğimiz nezaketi hatırlatın. Bir çocuğun ağlayışında, bir annenin duasında, bir ihtiyarın titrek ellerinde aynı insanlığın attığını gösterin.
Belki bir köy meydanında iki küs komşu başını kaldırıp sizi seyreder. Belki biri diğerine dönüp, “Bak turnalar geldi,” der. O cümle, yıllardır söylenmeyen selamın kapısını aralar. Bir tas çay konur araya. Bir “hakkını helal et” fısıldanır. Ve dünya o an biraz daha hafifler.
Turnalar, siz göğün dervişlerisiniz. Yolunuz uzun, sabrınız derin. Her yıl dönersiniz; çünkü umut dönmeyi bilir. Bize de dönmeyi öğretin. Hatalarımızdan, kırgınlıklarımızdan, sert sözlerimizden dönmeyi… Kalbi incitmenin ne büyük bir vebal olduğunu hatırlatın.
Uçun turnalar…
Savaş çığlıklarının duyulduğu yerlere uğrayın. Çocukların korkuyla saklandığı sokaklara kanat çırpın. Göğün altında barışın mümkün olduğunu fısıldayın. Bir tek kurşunun, bir tek nefret sözünün bile kaç yüreği kararttığını anlatın.
Biz biliyoruz; siz göç edersiniz ama yuvasız değilsiniz. Her vardığınız yerde göğe emanet bir iz bırakırsınız. Biz de bu topraklarda birbirimize emanetiz aslında. Aynı yağmurda ıslanmış, aynı güneşte ısınmış insanlarız. Küs kalmak, bu büyük emanete yakışmıyor.
Uçun turnalar…
Kardeşliği kanatlarınızın altına alın. Dargınlıkları geride bırakın. Kalplere barış taşıyın. Birbirimize karşı yumuşayalım. Sözlerimiz incitmesin, bakışlarımız yaralamasın. Aynı göğün altında, aynı rüzgârı soluyan insanlar olarak yeniden hatırlayalım: Biz biriz.
Ve eğer bir gün, gökyüzünde sizi yine o vakur düzeninizle görürsek; bilelim ki hâlâ umut var. Hâlâ barış mümkün. Hâlâ sevgi, en sert yüreği bile yumuşatacak kadar güçlü.
Uçun turnalar…
Kanadınız hüzne değsin ama orada kalmasın; onu sevgiye dönüştürsün.
Yönünüz kardeşliğe çıksın.
Ve bu coğrafyada, siz uçtukça
hiç kimse küs kalmasın…



