https://cildirgoluseyahat.com.tr/

ALİ RIZA COŞKUN


İster İhtiyar Ol İster Nevcivan

Bu dünyada bâkî kalan öğünsün…”


“İster ihtiyar ol ister nevcivan

Bu dünyada bâkî kalan öğünsün…”

Bir söz düşünün ki hem meydan okuma, hem muhasebe, hem de hakikatin çıplak yüzü olsun. Aşık Şenlik bu dizeleri söylerken yalnızca bir öğüt vermiyor; insanı, faniliğin tam ortasına bırakıyor.

İster genç ol, ister yaşlı…

İster gücünün zirvesinde, ister ömrünün son demlerinde…

Eğer bu dünyada kalıcı olduğunu sanıyorsan, buyur övün!

Fakat Şenlik Baba bilir ki; bu meydan okuyuşun içinde derin bir ironi vardır. Çünkü bu dünyada bâkî kalan yoktur.

“Meraksız fikirsiz gamsız her zaman

Başa dek şâd olup gülen öğünsün”

İnsan ömrü dediğimiz şey, birkaç nefeslik bir yolculuk. Doğumla başlar, bir telaşla sürer ve çoğu zaman farkına bile varmadan sona erer. Herkes bir şeylerin peşindedir: makam, mal, şöhret, güç… Ama Şenlik sorar: Hangisi kaldı?

Gamsız olmak mümkün mü?

Hiç meraksız, hiç dertsiz yaşamak mümkün mü?

Her zaman şad olup gülen bir insan var mı?

Varsa, övünsün.

Bu söz aslında insanın iç dünyasına tutulmuş bir aynadır. Çünkü insan, ne kadar güçlü görünürse görünsün, bir noktada acziyetle yüzleşir. Gençlik dediğimiz şey, bir sabah aynada ilk beyaz teli gördüğünde sarsılır. İhtiyarlık dediğimiz şey, bir zamanlar koşarak çıktığı yokuşu artık dinlenerek çıkınca gerçeği fısıldar.

Şenlik Baba’nın sesi Çıldır’ın rüzgârı gibidir; serttir ama ayıltır.

“Müddet ki Hazret-i Ademden beri

Okunmaz defteri bilinmez sırrı

Bu dünyadan gitti nice bin biri

Ahretten dünyaya gelen öğünsün”

Hazret-i Âdem’den beri bu dünya bir sahne. Kimler geldi, kimler geçti… İsimleri tarihe yazılanlar, saraylar yaptıranlar, ordular yönetenler… Nice binlerce insan bu kapıdan girdi, o kapıdan çıktı. Peki hangisi geri döndü?

İnsan bazen ölümü kendine yakıştırmaz. Hep başkalarının başına gelecek bir hadise gibi görür. Oysa ölüm, doğum kadar hakikidir. Şenlik Baba bu gerçeği yalın bir dille söyler: Madem bu kadar güveniyorsun kendine, ahiretten geri dön de övün!

Ne kadar sade, ne kadar çarpıcı…

Çıldır’ın soğuğunda yetişen bir âşık, dünyanın sıcak aldatmacasına kapılmıyor. Çünkü o coğrafya insana faniliği erken öğretir. Karın altında kalan toprak, bahar geldiğinde yeniden yeşerir ama insan toprağa girince geri dönmez. İşte bu bilgelik, Şenlik’in dizelerinde hayat bulur.

“Sefil Şenlik der ki bu dünya fâni

İskender Ürüstem Süleyman hani

Ecel pazarından kurtaran canı

Azrailden mühlet alan öğünsün”

Bu dörtlük, adeta bir tarihler mezarlığıdır. İskender nerede? Rüstem hani? Süleyman’ın mülkü ne oldu? Gücüyle, servetiyle, kudretiyle övünenler şimdi hangi sayfada?

Dünya fanidir.

Bu cümle çok söylenir ama az hissedilir. Şenlik ise hissettirmek ister. Ecel pazarından kurtulan var mı? Azrail’den mühlet alan olmuş mu? Eğer varsa, çıksın övünsün.

Buradaki “övünsün” kelimesi aslında bir meydan okuyuş değil, bir hakikat tokadıdır. Çünkü kimse övünemez. İnsan, en güçlü anında bile en zayıf varlıktır. Bir nefesle hayattadır, bir nefesle yoktur.

Bu şiir, yaşa değil; kibire karşı yazılmıştır. Gençliğin kibrine de, ihtiyarlığın gururuna da…

Gençlik bazen “ben yaparım” der.

İhtiyarlık bazen “ben gördüm, ben bilirim” der.

Ama hayat, her iki iddiayı da susturur.

Şenlik Baba kendine “Sefil Şenlik” derken de ayrı bir ders verir. Büyük bir hakikati söyleyen adam, kendini yüceltmez. Çünkü bilir ki insanın en büyük olgunluğu, aczini kabul etmesidir.

İster ihtiyar ol ister nevcivan…

Eğer faniliği unutmuşsan yanılırsın.

Eğer gücüne güvenmişsen aldanırsın.

Eğer bu dünyada kalıcı olduğunu sanmışsan, en büyük yanılgıyı yaşamışsın demektir.

Fakat bu söz karamsarlık değildir. Aksine, insanı dengeye çağırır. Madem kalıcı değilsin, o halde kalıcı işler yap. Madem övünecek bir şey arıyorsun, erdemle övün. İyilikle övün. Adaletle övün. Güzel bir isim bırakmakla övün.

Çıldır’ın saz ustası, bir ömürlük nasihati dört dörtlüğe sığdırmış. Ne uzun vaazlar vermiş ne süslü cümleler kurmuş. Sadece hakikati hatırlatmış.

Ve belki de en büyük öğüt şudur:

Yaşınla değil, duruşunla anıl.

Malınla değil, ahlakınla ölçül.

Ömrünle değil, iz bırakan amelinle konuşul.

Çünkü bu dünyada gerçekten övünecek bir şey varsa, o da faniliği bilip haddini bilmektir.

YAZARLAR