İnsan bazen düşünmeden edemiyor:
Bir kadına dünyanın bütün nimetlerini versen, saraylar sunsan, altınlar serip yollarına bıraksan… Acaba gerçekten onları ister mi?
Ben bin dünya verdim…
O gene kendi dünyasında kaldı.
Çünkü bir kadının dünyası sandığımız gibi büyük şehirlerden, yüksek binalardan, zengin sofralardan ibaret değildir. Onun dünyası çok daha farklıdır. Çok daha derindir. Çok daha anlamlıdır.
Bir kadının dünyası çoğu zaman küçücük bir evin içinde kurulur. Ama o evin içinde öyle büyük bir evren vardır ki; sevgi vardır, merhamet vardır, sabır vardır, dua vardır, fedakârlık vardır. Ve o evrenin merkezinde çoğu zaman bir anne bulunur.
Anne…
Bu kelime bile tek başına bir dünyadır aslında.
Kadın dediğin varlık, yaratılışının en ince yerinde merhamet taşıyan bir kalptir. O kalp, evlat dedi mi sınır tanımaz. Yorulmaz. Vazgeçmez. Eksilmez.
Bir kadın anne oldu mu artık onun için hayatın anlamı değişir. Dünyanın bütün yolları çocuklarının yoluna çıkar. Onların sevinci kendi sevinci olur. Onların acısı kendi acısından önce gelir.
Dünyayı versen de değişmez bu.
Çünkü bir kadının kalbinde kurduğu dünya başka hiçbir dünyaya benzemez.
Evlatları büyür…
Okula gider…
Hayata karışır…
Evlilikler olur…
Torunlar doğar…
Ama bir annenin kalbindeki o yer hiç değişmez.
Yetmiş yaşındaki evladına bile bakarken gözlerinde aynı şefkati görürsünüz. Saçları ağarmış bir adam bile annesinin yanında hâlâ çocuktur. Çünkü annelik zamana bağlı değildir. Annelik bir ömürdür.
Kadınlar bu dünyanın en sessiz kahramanlarıdır.
Onlar çoğu zaman alkış beklemezler. Yaptıklarını saymazlar. Fedakârlıklarını anlatmazlar. Sessizce yaparlar. Sessizce taşırlar.
Sabahın erken saatinde kalkıp evi toparlayan, çocuklarını hazırlayan, eşini yolcu eden, gün boyu çalışıp yine akşam eve geldiğinde sofrayı kuran…
Yorgun olduğunu söylemeden, “ben bittim” demeden, kimseye naz etmeden hayatı omuzlarında taşıyan nice kadın vardır.
Bazıları çalışır, ailesine katkı sağlar.
Bazıları evin içinde görünmeyen bir düzen kurar.
Ama hepsinin ortak bir tarafı vardır:
Aileyi ayakta tutmak.
Kadın bir evin kalbidir.
Kalp durursa beden yaşayamaz.
Kadın kırılırsa aile ayakta duramaz.
O yüzden kadın sadece bir birey değildir. Kadın birleştirendir. Kadın toplayandır. Kadın bağdır.
Tıpkı bir mıknatıs gibi…
Ailenin bütün parçalarını bir arada tutar. Bazen eşleri, bazen çocukları, bazen kardeşleri… Hatta bazen kırılmış kalpleri bile.
Bir sofranın etrafında insanları toplamak, bir evi yuva yapmak, bir hayatı anlamlı kılmak… İşte bunlar çoğu zaman bir kadının görünmeyen emeğidir.
Bir kadına dünyayı verseniz ne olur?
O yine akşam eve döner.
Çocuklarının sesini duymak ister.
Onların gülüşünü görmek ister.
Bir sofranın etrafında toplanmayı ister.
Çünkü onun dünyası oradadır.
Onun dünyası sevdiği insanlardır.
Kadınlar küçücük bir dünyanın içine kocaman bir hayat sığdırabilen varlıklardır.
Bir odanın içinde çocuklarının hayallerini büyütürler.
Bir mutfakta sevgi pişirirler.
Bir duanın içinde bütün aileyi saklarlar.
Bu yüzden kadınları sadece “eş” ya da “anne” olarak görmek eksik olur.
Kadın bir ruhtur.
Kadın bir merhamettir.
Kadın bir yuvadır.
Ve bazı insanlar dünyayı kurar…
Bazı insanlar ise dünyayı ayakta tutar.
Kadınlar işte o ikinci gruptadır.
Onlar dünyanın gürültüsünden çok kendi sessiz dünyalarını büyütürler. Ve o dünyanın içinde evlatlarını, eşlerini, torunlarını sevgiyle sarıp sarmalarlar.
Biz bazen onlara büyük hediyeler vermek isteriz. Büyük sözler söylemek isteriz. Büyük dünyalar sunmak isteriz.
Ama çoğu zaman unuttuğumuz bir şey vardır.
Onların zaten bir dünyası vardır.
Bir annenin kalbinde kurduğu dünya…
Sevgiyle örülmüş, fedakârlıkla büyümüş, merhametle ayakta duran bir dünya.
O yüzden insan bazen durup düşünmeli:
Biz gerçekten kadınlara dünya mı veriyoruz…
Yoksa onların kurduğu dünyada yaşamayı mı öğreniyoruz?
Çünkü hakikat şudur:
Kadınlar kutsaldır.
Analarımız baş tacımızdır.
Bacılarımız hürmet kapımızdır.
Onlar olmadan bir dünya düşünmek mümkün müdür?
Dünya olsa bile neye yarar ki?
Bir annenin duası yoksa…
Bir kadının merhameti yoksa…
Bir yuvanın sıcaklığı yoksa…
Dünya sadece taş ve topraktan ibaret kalır.
Ama bir kadın varsa…
İşte o zaman küçücük bir ev bile koca bir dünyaya dönüşür.
Biz ne kadar dünya verirsek verelim…
Onlar yine kendi dünyalarında kalırlar.
Çünkü o dünya;
sevginin, merhametin ve anneliğin kurduğu en güzel dünyadır.



