https://cildirgoluseyahat.com.tr/

ALİ RIZA COŞKUN


12 Mart: İstiklal’in Ruhu

12 Mart: İstiklal’in Ruhu


Tarihler bazen yalnızca bir günü değil, bir milletin ruhunu taşır. 12 Mart da böyle günlerden biridir. O gün sadece bir marş kabul edilmedi; bir milletin ayağa kalkışının, bir inancın ve bir dirilişin sesi resmileşti. İstiklal Marşı, kağıt üzerinde yazılmış birkaç kıta değil; toprağa düşen canların, sabaha kadar dua eden anaların, cepheye yürüyen gençlerin ve “ya istiklal ya ölüm” diyen bir milletin karakter belgesidir.

Bir marşı marş yapan şey sadece notalar değildir. Onu marş yapan, arkasındaki ruhtur. İstiklal Marşı’nın ardında ise bir milletin küllerinden doğma iradesi vardır. İşte bu yüzden Mehmet Akif Ersoy’un o meşhur duası bugün bile kalpleri titreten bir anlam taşır:

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Bu dua, bir temenni olmanın ötesinde büyük bir tecrübenin ifadesidir. Çünkü İstiklal Marşı, kolay yazılmış bir şiir değildir. O mısraların her biri yoklukla, işgalle, açlıkla ve acıyla yoğrulmuş bir milletin çığlığıdır. Akif kalemiyle yazdı belki ama aslında o marşı yazan Anadolu’nun yorgun fakat dimdik duran insanıdır.

Bir düşünün…

Bir millet var ki şehirleri yakılmış, ordusu dağılmış, umutları kırılmış. Ama yine de teslim olmamış. Çünkü biliyordu ki istiklal sadece toprak meselesi değildir; istiklal, insanın ruhuna sahip çıkmasıdır.

İşte İstiklal Marşı bu ruhun adıdır.

Bugün bu marşı okurken çoğu zaman sadece bir törenin parçası gibi davranabiliyoruz. Oysa her kıtasında bir karakter dersi vardır. “Korkma” diye başlayan bir marş, aslında bir milletin kaderine yazılmış en büyük öğüttür. Çünkü korkunun bittiği yerde özgürlük başlar.

Akif’in kaleminden dökülen o dizeler bize sadece geçmişi anlatmaz; aynı zamanda geleceği de emanet eder. O yüzden İstiklal Marşı nostaljik bir hatıra değildir. O, her nesle verilen bir sorumluluktur.

Bu sorumluluğun adı ise millet olma bilincidir.

Millet olmak yalnızca aynı dili konuşmak demek değildir. Millet olmak; aynı acıya üzülmek, aynı sevinçte buluşmak ve aynı bayrağın gölgesinde kardeş olabilmektir. Bu topraklarda farklı diller konuşulabilir, farklı kültürler yaşanabilir. Ama ortak bir hakikat vardır: Hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız.

Bir milletin gücü, farklılıklarını yok saymasında değil; onları ortak bir hedefte birleştirebilmesindedir. Çünkü gerçek birlik, benzerlikten değil; ortak aidiyetten doğar.

İşte bu yüzden milli meseleler söz konusu olduğunda bu toprakların insanı her zaman aynı refleksi göstermiştir. Zaman zaman aramızda küçük farklılıklar olabilir. Fikirler değişebilir, hayatlar farklı yönlere akabilir. Ama söz konusu vatan olduğunda bu millet her zaman tek yürek, tek ses ve tek yumruk olmayı bilmiştir.

Çünkü biz biliyoruz ki bu coğrafya kolay kazanılmadı.

Her karışında bir şehidin hatırası vardır. Her tepesinde bir dua, her taşında bir fedakârlık saklıdır. Bu yüzden vatan, sadece üzerinde yaşadığımız bir yer değil; uğruna can verilen bir emanettir.

Bu emanetin en büyük sembolü ise Türk bayrağıdır.

Gökyüzünde dalgalanan o ay ve yıldız, bir milletin umudunu anlatır. Ay; karanlığın içinden doğan aydınlığı simgeler. Yıldız ise yönümüzü gösteren bir istikamettir. Bayrağın kırmızısı ise yalnızca bir renk değildir; o, bu toprakları vatan yapan şehitlerin kanıdır.

Bir millet bayrağına baktığında sadece bir sembol görmez. Bir tarih görür. Bir mücadele görür. Ve en önemlisi bir sorumluluk hisseder.

İstiklal Marşı okunurken insanların gözlerinin dolmasının sebebi de budur. Çünkü o marş, bize kim olduğumuzu hatırlatır.

Bugünün dünyasında aidiyet kavramı bazen zayıflayabiliyor. İnsanlar köklerinden uzaklaştıkça ortak değerler de yavaş yavaş unutulabiliyor. Oysa bir milleti ayakta tutan şey yalnızca ekonomi, teknoloji ya da güç değildir. Bir milleti ayakta tutan en büyük şey ortak ruhudur.

İstiklal Marşı işte o ruhun adıdır.

O yüzden 12 Mart sadece geçmişi hatırladığımız bir gün olmamalıdır. Aynı zamanda geleceğe söz verdiğimiz bir gün olmalıdır. Bu marşın yazıldığı ruhu anlamak ve onu yaşatmak hepimizin sorumluluğudur.

Bugün bize düşen görev, Akif’in o duasını boşa çıkarmamaktır.

Yani bu milleti bir daha o günlerin çaresizliğine düşürmemek…

Bir daha aynı acıları yaşamamak…

Bir daha istiklal için varlık yokluk savaşı vermek zorunda kalmamak…

Bunun yolu ise çok basittir:

Birlik.

Birbirimizi anlamak, farklılıklarımızı kavga sebebi değil zenginlik olarak görmek ve vatan söz konusu olduğunda aynı safta durabilmek.

Çünkü bir millet ancak o zaman güçlü olur.

İstiklal Marşı’nı okurken aslında kendimize söz veririz. Bu bayrağın gölgesinde yaşayan herkesin kardeş olduğunu, bu vatanın ortak emanetimiz olduğunu ve gerektiğinde onu korumak için aynı kararlılıkla ayağa kalkacağımızı hatırlarız.

Belki de 12 Mart’ın bize söylediği en büyük hakikat şudur:

Bir milletin gerçek gücü silahında değil, kalbindeki birliktedir.

Ve o birlik yaşadığı sürece bu bayrak gökyüzünden asla inmeyecek, bu marş da bu milletin ruhunda sonsuza kadar yankılanacaktır.