www.vurallarsut.com

Erkan ÇELİK


TAŞLARLA KONUŞAN ADAM AYVAZ USTA

Ayvaz ustanın vücudu taşlarla verdiği


     Ayvaz ustanın vücudu taşlarla verdiği mücadelede yorgun düşer. Yaşlı bedenini ayakları zor taşırdı. Kolay değil koca bir doksan beş yılı geride bırakır. Dünyadan elini, eteğini çekmişti. Taşlara hükmeden eller şimdi bir yemek kaşığına zor hükmediyor.

    Günlerinin büyük bir bölümünü dinlenmeyle geçirir. En büyük zevki çocukken kendi eliyle avluya diktiği söğüt ağacının altında oturup gece ay ışığında hanımı ile bakır semaverde demlediği tavşankanı çayını kendine has yandan tutmalı bardağı ile yudumlamak. Dilinin altına koyduğu küçük parça kıtlama şekeri ile onlarca bardak çay içer.

    Akşamları söğüt ağacının altında uzun süre oturan Ayvaz usta gökyüzündeki Ayı izlerken hayal dünyasına yelken açar. Gecenin sessizliğini Çırçır böceğinin çıkardığı ses bozar.

   Yüz hatlarındaki keskin çizgiler birkaç metreden görünür. Sert yüz hattına sahipti. İç dünyası, yüzü gibi sert değildi. Yüreği pamuk kadar yumuşaktı.

   Fazla konuşmayı sevmez. Çok dinler az konuşur. Konuşunca da söylediği sözleri akıl süzgecinden geçirdikten sonra söyler. Yılların verdiği tecrübe, ona ”ağızdan çıkan lafın” bir daha geri dönmeyeceğini öğretir.

Ayvaz usta bir gün oğlu Ayaz ile taş duvar örerken oğlunu çaktırmadan ördüğü duvarı gözaltından izler. O esnada duvarın yapısına uymayan bir taşı duvara koyarken oğluna hitaben

“Bak oğul temeli sağlam olan bir aile ne ise duvarda o dur. "Her şeyin temeli sağlam olmalı. Kendimizi neye layık görüyorsak, bütün insanlara da aynı zemini hazırlamak gerekir. Usta sanatı ile anılır."

Vakit namazlarını bir aksilik olmadığı durumlarda köy camisine gidip eda eder. Cami çıkışı, caminin avlusunda kendi eliyle yaptığı taş taburenin üstünde oturur yaşıt arkadaşları ile geçmişi yâd eder anılarını tazelerdi.

Çocukluk arkadaşı Selim amca bir ara “Ayvaz usta oturduğumuz bu taş tabureler senin eserin. İnsanlar bıraktıkları eserleri ile yâd edilir. İçimizde yokluğu en çok hissedilen ve anılan sen olacaksın.” Der.

Bu söz üzerine Ayvaz Usta özel olarak marangoz İsmail’e Vişne ağacından yaptırdığı Kurt başlı Asa’sından destek alır ayağa kalkar. Yorgun siyah gözleri ile etrafı süzdükten sonra ağzından bir kelime çıkar “Evet”

Ayvaz usta gençliğinde iyi bir taş ustasıydı. Yıllarca taşa şekil vermek için çekiç salladı. Başta kendi evi ile köydeki birçok evin duvarında onun parmak izi var. Duvara uymayan taşa şekil vermek için saatlerce çekiç sallardı.

  İşe başlamadan önce öreceği duvarın taşlarını arazide günlerce gezerek tespit eder öküz arabasına yükler eve getirirdi.

Yapacağı işin projesini kafasına çizer. Duvara kullanacağı köşe taşlarına numara verir. Hangi taşın nereye konulacağını önceden tespit eder. Daha sonra sırası gelen taşı, duvara kordu Ustasının çırak iken söylediği ”  Her taştan duvar, her insandan dost olunmaz” sözüne sadık kalır.

Eline çekiç alıp taşa şekil vermeye başladı mı huyunu bilenler asla onu meşgul etmezdi. Taşlara olan sevgisi bambaşkaydı. Köyde ona “taşlarla konuşan adam” derlerdi. Ördüğü taş duvarlarına da imzasını atmayı ihmal etmezdi. Pencere taşının üst kısmına evin yapılış tarihini, yapan ustanın ismini, diğer pencere taşına da Arapça “Maşallah” yazar. Köyde çoğu evin pencere ve kapının üzerine konulan taşların üzerinde onun ismi var.

Taştan duvar örmek çok zor zanaattır. Ayvaz usta severek ve âşık olduğu meslek hayatında sadece yanında bir çırak yetiştirir. Yanına çırak olarak kimi aldı ise işin zorluğundan belli bir süre sonra işi bırakmıştır. Sadece oğlu Ayaz bu mesleği babasından öğrenir.

            Köye Beş Km. uzakta bulunan ve köyün ortak kullandığı araziden her yıl hasat zamanı çayır otları biçilir öküz arabaları ile köye getirilir.

 Dere, Harmanlı arazisini ortadan ikiye ayırır. Derenin üzerinde köprü yoktu.  Köy halkı hasat ettiği otları derenin üzerine ağaçtan yaptıkları basit köprüden suyun bu tarafına geçirir arabalara yükler. Köprünün üzerinden ağır yüklü arabalar geçemezdi.

Yıllar sonra bu sorunu çözmek için köy ihtiyar heyeti toplanır. Acilen derenin üzerine ağır yüklü (Öküz ve At arabaları) arabaların geçmesi için taştan iki köprünün yapılmasına karar verir. Köprünün yapımı için Ayvaz ustaya teklif götürülür.

Teklifi kabul eden Ayvaz usta oğlu Ayaz ile birlikte derenin üzerinde köprülerin yapılacağı iki yeri tespit eder. Ölçümler yapılır. İhtiyaç olan sal biçimindeki kaya kütleleri tespit edilir. Çalışmalar hakkında köyün ihtiyar heyetine ön bilgi verdikten sonra işe başlar. Köprüler için köy halkı destek olacaklarını söyler.

Köyün, köprü yapılacağı araziye uzak olmasından köylü Ayvaz usta ve oğlunun kalması için çadır kurar. İki üç günde bir ihtiyaçlarını getirir.

 Ayvaz usta arazi taramasında tespit ettiği sal şeklindeki büyük kaya kütlelerini öküzlerin yardımıyla sürükler, derenin yanına getirir. Oğlu Ayaz ile günlerce çekiçle taşı tıraşlar. Taşların birbirine kenetlenmesi için taşların kenarlarına “Tavşan dişi açılır”

Ayvaz usta büyük kaya kütlesini oturtacağı köprünün ayaklarına ilk taşı koymadan önce abdest alır duasını yapar ve Besmele çekip ilk taşı yerine yerleştirir.

Haftalar sonra iki köprünün de ayak kısımların duvarı örülür. Duvarın üstüne konulacak son taşa Ayvaz usta imzasını atar, yanına da “Besmeleyi şerif” duasını yazar.

Ayakların üzerine konulacak olan dikdörtgen şeklindeki yontulmuş taş kütleleri, Ayvaz ustanın kontrolünde titiz bir çalışma sonucu köprünün ayaklarının üzerine konulur. Birinci köprü bir ay içinde bitirilir. Ayvaz usta eserinin üzerinde mağrur ve gururla yürüyerek köprüyü iyice kontrol eder.

Köprünün sağlamlığı için birkaç gün beklendikten sonra. Deneme amaçlı boş öküz arabaları köprüden geçirilir. Bu işlem her iki köprüde de defalarca tekrar edilir. Bu mutlu gün için kurban kesilir.

Köprülere isim koyma teklifi yapılır. Köy ihtiyar heyeti köprülere Ayvaz ve Koç ismini layık görür. Ayvaz ustanın mutluluğu her halinden belli oluyordu. Köy halkı iki köprüyü yıllarca kullanır.

Resmi işlemleri için ilçe merkezine giden Ayvaz ustanın oğlu Ayaz ilçe merkezin de köy muhtarı ile resmi görevlilerin konuşmasına şahit olur. Köyün ortak malı olan Harmanlı arazisi yapılacak olan sulama barajın altında kalacak.

Ayaz işlerini bitirdikten sonra köy dolmuşuna biner eve gelir. Soluklandıktan sonra duyduğu haberi babasına söyler. Ayvaz usta, oğlunun anlattıklarını dinler. Bir şey söylemeden odasına çekilir.

Ayvaz usta akşam bir türlü uyuyamadı. Yıllar önce büyük bir emekle yaptığı iki köprü (eseri) su altında kalıyordu. Sabah namazını kıldıktan sonra oğlu Ayaz ile birlikte yaptığı köprülerin yanına gider. İsmini taşıyan köprünün yanında oturur. Oğlundan kendisini tek bırakmasını ister.

Yutkunarak, kesik bir ses tonu ile köprü ile konuşmaya başlar. ”Biliyormusunuz ben buraya niye geldim? Nerden bileceksiniz. Ben söyleyeyim. Burası sular altında kalacak sizin altınızdan akan suyun önüne bent vuracaklar. Bir zamanlar altınızdan akan sular, şimdi üzerinizden akacak. Bakın bende yaşlandım. Bir zamanlar kayaları parçalayan ellerim çekiç tutamaz oldu. Bir gün bende üzerine bastığım bu toprağın altına gireceğim. Hakkınızı helal edin. Ben hakkımı helal ediyorum. Allaha ısmarladık. ” Baba oğul köye gelirler. Yolda Ayvaz usta oğluna bu hadisi şerifi söyler. “ İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır.”

Kısa bir süre sonrada anılan arazi su altında kalır. Ayvaz usta ölünceye kadar her hafta Cuma akşamı baraj gölünün yanına gelir saatlerce konuşmadan gölü izlerdi.

Ayvaz usta bir yaz akşamüzeri söğüt ağacının altında semaver çayını içerken yetmiş yedi (77) yaşında ölür.

          Oğlu Ayaz babasının mezar taşına, Babasının çok sevdiği bu iki sözü yazar ”İnsanlar eserleri ile anılır.” Her taştan duvar olmuyor. Sırtınızı yaslayınca anlarsınız.”