www.vurallarsut.com

CEMAL ŞAFAK


SİYASET VE BİZ

Biraz bunaldık galiba…


Hangi ülke vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla     yükselebilsin.”                                                                                                                                           M.Kemal Atatürk

         Biraz bunaldık galiba… Hani değerli  ozanımız  Musa Eroğlu’nun bir türküsünde dediği gibi, “Bana ne bahardan yazdan, bana ne borandan kardan…”  Aylardır her haber kanalını açtığımızda böyyük böyyük akedemisyenlerin, gazetecilerin, iktisatçıların.(!?) saatlerce tartışıp da bize hiçbir faydası dahi olmayan onun bunun seçimini konuşmaktan onlar yorulmadı ama ben izlemekten de dinlemekten de yoruldum artık. O kadar önemli sıkıntılarımız, gelecekle ilgili kaygılarımız var ki saymakla bitmez. Bütün bunları bırakıp biz başkalarının demokratik temayüllerini neden tartışırız bir türlü anlamıyorum. Hele bir de alt-üst komşusunun kim olduğunu dahi tanımayan birinin dünya milletlerini takip ettiğini ifade ederek kendini savunması akla ziyan şey… Elbette dünyayı takip etmeliyiz ama öncelikle kendi iç dünyamızda neler oluyor onu anlamamız gerekmez mi?

       Bak şimdi ben bazı başlıklar sıralayarak konuşmamız gereken konuları naçizane hatırlatayım da varın gerisine siz karar verin:

      EĞİTİM: Bizim son 20 yılda kaç milli eğitim bakanımız değişti biliyor muyuz? Onlarca… Sıkıntılarımız giderildi mi? Hayır. Üstelik problemlerimiz biriktikçe birikti. Neden? Çünkü yerleşik bir eğitim politikamız yok da ondan. Her gelen kendine göre bir program yapıyor. Buna siyasi bazı gereksiz düşüncelerini ve parti politikalarını ekleyerek ortaya çıkıp bizleri bir iki yıl oyalayıp yerini eğitim dünyasından uzak başka bir siyasetçiye bırakıyor. Her gelen zincirleme olarak aynı ya da benzeri gereksiz, yararsız programlara kendi siyasi düşüncesini de katarak güya yeni bir başlangıç yapıyor. Heyhat nafile… Aylar sonra o da değişiyor. Kısacası ne eğitimin temel ögesi olan öğretmen yetiştirmede ve ne de geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitiminde bir arpa boyu yol alabiliyoruz.

      1960 lı yıllardan başlayarak hem öğretmen okullarını hem de eğitim enstitülerini devreye sokarak öğretmen yetiştirme konusunda çok büyük mesafeler aldık. Ne olduysa bunlar sanki yetersizmiş gibi diğer öğretmen yetiştiren fakülteler açıldı. Hem de mantar gibi çoğaldı. Kadro her yıl katlanarak arttı. Bin, on bin, yüz bin derken günümüzde mezun olup da atanamayan öğretmen sayısı yüzbinleri buldu. Üstüne üstlük sanki yetersizlermiş gibi bir de sınav çıkardık başlarına… Hele bir de kura ile atama tam tuz biber oldu onların parçalanan yüreklerine. Ağlaşanlar, sızlananlar, psikolojik bunalıma girenler,  atanamadı diye intihar edenler…  Ben eskimiş bir öğretmen olarak daralıyorum. O genç beyinler nasıl sabrediyor hayret ediyorum. Çok mu zor her ihtiyaca göre eğitim fakülteleri açmak. Her ihtiyaca göre sınavla öğrenci almak ve mezun olunca da hemen atamasını yapmak. Sanki bu sistemi bizler yaşamamışız gibi davranıyorlar ya işte bu bizi kahrediyor. Yeri gelince “Eskiden böyleydi, şöyleydi diye burun bükerek eleştirenler bir de günümüzdeki keşmekeşliğe bakarak konuşsunlar. Vallahi eskiden daha iyiydi. Hem de kat kat… Eğitim ve öğretimin temel taşı olan öğretmenlere, “Alın çocuğumu eti sizin kemiği bizim” diyen yüreklere,  “Ah eski öğretmeler ahhh… !” özlemiyle selam gönderiyorum.

      SAĞLIK: “Her şeyi başı sağlık” deriz ama sıkıntıları adeta bir kör düğüme ulaşmış bu konuyu çözmek için debelenip dururuz yıllardır. Beylerimiz yukarıda kısaca bahsettiğim eğitim konusunda olduğu gibi sağlık konusunun bir parti politikası değil de bir devlet politikası olduğunu anlarsa mesele büyük oranda halledilecektir. Gelin görün ki siyaset bu ana soruna da el atmaktan geri kalmıyor. Sağlıkla hiçbir bağlantısı olmayan bir partilinin bakan ya da yardımcısı olarak atanması ister istemez eş dostla kadro kurma yoluna doğru adım atılıyor. Bu da bizleri bilinmezlerin içine sürüklüyor. Bu siyasi tercihlerin sonucu elbette vatandaşla ilgilenecek, onlarla doğrudan muhatap olacak devlet aklı olan bürokratları da etkiliyor. Hiç kimse “Ya eskiden kuyrukta saatlerce hatta günlerce bekleyerek ilaç alıyorduk. İstediğimiz ilacı istediğimiz zamanda bulamıyorduk. Sigorta hastaneleri bir bataklığın içindeydi.” Gibi sözlerle yaşadığımız sorunları halının altına süpürmesin. Yıllar sonra da birileri çıkar der ki, “Ben eskiden randevumu 6 ay sonraya alabiliyordum. Aldığım ilaç ve olduğum muayene parası olarak maaşımdan şu kadar para kesiliyordu. Tanıdık bir doktor bulamazsam bıçak parası adıyla fahiş fiyattan ameliyat yaptırıyordum. Gittiğim ya da gitmediğim hastane için müteahhitlere dolar üzerinden vergi ödemek zorunda kalıyordum.” Vs… O zaman o bizden sonraki nesle ne cevap vereceğiz? Şurası muhakkak ki, her geçen yıl bir öncesi yıla göre daha da gelişmişlik içindeyiz. Önemli olan bunu değerlendirip olumlu gelişmelerden faydalanmayı ilke edinmemiz. Bu da ancak dar siyasi anlayışlardan kendimizi kurtarıp, önümüze bakıp, planlı hayata geçmemizle olur.

          Yaşadığımız başka alanlardaki sorunlara diğer yazılarımda değinmek üzere sağlıklı ve eğitimli yıllar diliyorum.