www.vurallarsut.com

CEMAL ŞAFAK


MISRALARI TAKİPTEYİM

MAĞCAN, BUDAK, ÇOLPAN


                                  MISRALARI TAKİPTEYİM

       Açılış Kazak Türkçesinden. Türk’ün uzak diyarlarda sedası susturulan  Mağcan Cumabay’a  Türkistan’ın başka bir coğrafyasından Feyzullah Budak’tan cevap:

Alıstağı Bavrıma

Alısta avır azap şekken bavrım

Kuvargan bayşeşektey kepken bavrım

Kamagan kalın javdın ortasında

Köl kılıp közdin jasın tökken bavrım

….

Türkistan’dan  bu sedaya hiç cevap verilmez mi?

 

Uzaktan azabımı bilen kardeşim

Sevgisiyle gözyaşımı silen kardeşim

Özü amansız düşmanlar ortasında

Gönlünü derdime bölen kardeşim

….

Bir  küçük gezinti de benden…

Önce,

Dombra sesi,

İki telde ezgilerin ezildiği,

“Körpeş”lerle “Suluv”ların

Sırlarının sezildiği.

Sonrası,

“Kökbar”dan

Kamçı sesleri

Ve…

Yiğitçe haykırışlar,

Kıpçak, Karluk

Oğuzca...

Hepsi de tepeden tırnağa

Yağızca…

Ben bu seslere vurgunken

Meğer

Gönlüme Aral  sızmış

Sonsuzca…

 

Hazar Türk’üne de selam olsun…!

….

Hazar’da Türküm kaldı,

Yiğitlik Börküm kaldı.

Kökü dal-budak salmış,

Masmavi Ülküm kaldı.

….

Istık Göl’den sesleniş,

Alıkul için ‘göl’, ‘doksan defa görmüş olsa bile doyamadığı bir tabiat harikası’ olan Isıkköl’dür:

Doksan defa görsem, doyamam güzelliğine.

Göresim gelir, göresim gelir bin defa,

Diyesim gelir, seni seviyorum gölüm diye,

Gözlerimin önünde, dalgalanan hayali olmasa,

Şiirlerimde bir kutsallık olmazdı.

Biraz Özü Bey eline yönelelim. Yani Özbek diyarına…40 yaşında acımasız yönetim tarafından kurşunlanan Çolpan’ın içimizi yakan mısraları:

“Gülen başkalarıdır, ağlayan ben ben.

Oynayan başkalarıdır, inleyen ben ben.

Egemenlik öykülerini işiten ben ben,

Kulluk şarkısını dinleyen ben ben.”

 Türkmen Elinden bir Mahtumkulu geçti.

….

Başım yüz heveste gönlüm coşkunda,

Girdaba düşmüşüm deli taşkında,

Necd dağında gezen Mecnun aşkında,

Yanar odlu Leyla bolup kalmışım.

 

Yiğitlik faslını kışa yetirdim,

Kamillik kiştisin derya batırdım.

Büyük fikre kaldım aklım yitirdim,

Diri iken, ölü bolup kalmışım.

….

Şehriyar ah… Şehriyar… Ay yıldızlı seherler bile yanıyor bu mısralara… Adın dilimizden hiç düşmedi ki!

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,

Seller, sular şakkıldayıb akanda,

Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,

Selâm olsun şevkatize, elize,

Menim de bir adım gelsin dilize.

Heyder Baba, bulakların yarpızı,

Bostanların gülbeseri, karpızı,

Çerçilerin ağ nebatı sakkızı,

İndi de var damağımda, dad verer,

İtgin geden günlerimden yad verer.

….

Ustası söyler de çırağı geri durur mu uzak iklimlerden bak “Avara Kaya’dan sesleniyorum:

Ocağında köveleyi pişirdim,

Mevsimlere tezek, teten taşırdım.

Boz bulanık yıllarımı aşırdım,

Orda kaldı yarpuz kokan ellerim,

Döner mi ki mor seherli günlerim?

Kervan yolda, gün ayazda donuyor.

Ak turnalar şafaklarda yanıyor.

Yeşil otlar köklerine soluyor.

Keher atlı Beybabam’a yol verin,

Terkindeki Süsen’ine el verin.