www.vurallarsut.com

YAŞAR GELER


Bir Bakanın Ardından/ Güle güle Ziya Hoca

Evet, bir bakan daha hızla geçti eğitim camiasından. Ziya Hoca da son yirmi yılın eğitim camiasının içinden gelen üçüncü Milli Eğitim Bakanıydı sanırım. Diğerlerinin ise yakından uzaktan eğitimle en ufak ilgileri yoktu


Evet, bir bakan daha hızla geçti eğitim camiasından.  Ziya Hoca da son yirmi yılın eğitim camiasının içinden gelen üçüncü Milli Eğitim Bakanıydı sanırım. Diğerlerinin ise yakından uzaktan eğitimle en ufak ilgileri yoktu çünkü! Zaten şu ana kadar üç dört yılı aşkın çalışan bir bakanımız olmadı sanırım. Ne yazık ki hep gelen gideni arattı. Ama Ziya Selçuk bakandan çok umutluyduk. Ben dâhil tüm eğitim camiası çok umutluydu.

     Neredeyse atandığında hepimiz zil takıp oynayacak olmuştuk. Çünkü içimizden birisi gelmişti. Sistemi bilen, okulu tanıyan, öğrenci ve öğretmeni anlayan, veliye rehberlik eden bir bakan bulduğumuzu düşünüyorduk.

     Hatta bakanımız bulunduğu konuma gelebilmek için çok uğraşmış, iyi bir eğitim almış, bilim insanı olmuş bir bakandı. Hatta ve hatta özel okullar, üniversiteler kurmuş yönetimi de iyi bilen bir bakandı.

     Bakanımız, eğitimin alt kademelerinde çalışmış hatta eğitimin beyni sayılan (sonrasında o beyni de yaktık ve işlevsizleştirdik) Talim Terbiye Kurulu gibi bir deneyimden de geçmiş bir bakandı.

     Velhasıl kelam bu bakan eğitimi en iyi bilen ve en iyi uygulayabilen bir kimlik olarak kabul görmüştü eğitim camiasında. Sağcısı, solcusu orta yolcusu her kesim bir miktar umutluydu. Umutluydu çünkü eğitimde bir şeylerin değişmesi ve düzelmesi gerekiyordu. Halktan yana, hukuktan yana, adaletten yana, bilimden ve ilimden yana bir şeyler yapılması gerekiyordu. Bunu da yapabilecek tek insanın Ziya Hoca olduğundan çok ama çok emindik. Gel gör ki, işler hiç de Ziya Hoca’nın tasarladığı gibi gitmiyordu. İlk yıl bir miktar değişim kıpırdanmaları oldu. Ama anında bir fren yedi. Örneğin, okul müdürlükleri ve yönetici atamaların da irade kullanamadı. Ders eğitim programlarında hafif bir değişim eğilimi gösterdi, anında farklı uygulamalarla ve ders içerikleriyle karşılaştı. Bunlara benzer birçok konuyla ilgili aşağıdaki soruları da sormadan edemiyorum.

-Ülkenin yüzbinlerce öğretmen ihtiyacı olduğu halde ve atama yapmak istediği öğretmenler için “fazlamız var “ diyen güce karşı duramadığı için mi istifa etti?

-Bakanlığın dağıtamadığı tabletleri “dağıttık” diyen bir iradeye karşı duramadığı için mi istifa etti? 

-Adı yolsuzluklara bulaşmış bir ismi atamak istemediği halde İstanbul’a atamasını yaptıkları bürokrata ve atamayı yapan sendikaya karşı direnemediği için mi istifa etmiştir acaba?  Diye, düşünüyorum.

-Uzaktan eğitim sürecini istediği gibi sevk ve idare edemediği için mi istifa etti?

-Son iki yılda bir neslin heba olmasına neden olmuş olabileceğini düşündüğü için mi istifa etti?

-Ya da yaz aylarında okulların eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan vakıf vb. organizasyonlara verilmesine direnemediği için mi istifa etti?

Daha neler söylenebilir neler!

     Olmadı, adamcağız aldı zili eline okullarda öğrencilere zil çaldı. Derslere girdi ders verdi vs. vs. yine tutmadı… O ileriye doğru değişim gösterdikçe, sistem geriye doğru değişim gösterdi.

O vakıflardan, dergâhlardan, derneklerden vb. oluşumlardan uzaklaşmaya çalıştıkça sistem onu dışarı attı ve onun düşündüklerinin tam tersi oldu. Şimdi diyeceksiniz ki nereden bu kadar emin konuşabiliyorsun? Haklısınız ama ben işin mutfağındaydım. Bire bir yaşadım. Eğer ki Ziya Hoca bu dediklerimden farklı düşünüyor olsaydı, zaten istifa etme ve sistemin dışına çıkma gereksinimi de duymazdı diye düşünüyorum.    

     Tabi, aslında Ziya Hoca’nın hiç mi suçu yok? Her şeyi mükemmel mi yaptı? Tabi ki değil. O zaten atandığında bu işlerin sadece kendi kontrolünde olmayacağını, her istediğini yapamayacağını, parti politikaları dışında hareket edemeyeceğini, çevresinin belli kesimler tarafından kuşatılmış olduğunu bilmeliydi ya da öngörmeliydi. Hani gelen gideni aratır diye bir söz vardır ya; işte tamda o andayız. İnanıyorum ki o bir şey yapamadan giden Ziya Hoca’yı daha çok arayacağız.

     Yerine atanan bakana baktığımız da başlangıç noktası belli, ayrıca aldığı akademik eğitim düzeyi de fena değil ama bu bakan elektronik ve haberleşme mühendisi bir unvana sahip.  Okulların bilgisayar onarımlarını mı yapacak? İletişim ağını mı örgütleyecek? İşin mutfağından geçmiş mi? Hiç okul ortamında bulunmuş mu? Bari eğitim kökenli bir adam bulsaydınız da daha yararlı olsaydı olmaz mıydı? Gerçi diyeceksiniz ki Ziya Hoca o özelliklere sahipti de ne yapabildi ki bu da yapsın!

     Ama ben yine de şunu söylemeden edemeyeceğim: Her ne kadar bekleneni veremese de, istediği performansı gösteremese de demokrasilerin olmazsa olmazı olan o erdemli, onurlu ve dik davranışı gösteren istifa mekanizmasını kullanarak gerekeni yapmıştır, diye düşünüyorum. Ancak, Ziya Hoca’dan şunu da beklerdik; “Ey halkım istediğimi yapamadığım için sizlerden özellikle de öğrenci ve öğretmenlerimden özür diliyorum.” demeliydi! Çünkü gerçekten yapamadı. Ve Ziya Hoca partinin değil devletin bakanıydı.  Ne diyelim Ziya Hoca, tarih herkesi bir köşeye not ediyor. Mutlaka ki iyi ya da kötü sizi de not etmiştir.

     Güle güle Ziya Hoca.

     Yolun açık olsun.

Yaşar GELER