www.vurallarsut.com

Erkan ÇELİK


ÂŞIK ERZADE KAPAN

ÂŞIK ERZADE KAPAN


       1957 yılında Kars’ın Azat köyünde dünyaya gelen Erzade Kapan çiftçi bir aile olan Mustafa Bey ve Hava Hanımın ilk çocuğudur. İlkokulu köyünde, Ortaokulu Kars’ta bitirdi. Aşığın hayat hikâyesini kendisinden dinleyelim.

   Âşık Erzade Kapan”  Kars’ta ortaokulu okurken Kazım Paşa caddesi üzerinde Mamoşa ait handa o dönemin usta âşıkları Âşık Gülistan Çobanlar, Âşık Murat Yıldız, Âşık Lütfi Aydın, Âşık Şevki Halıcı, Âşık İslam Erdener, Âşık Zabit Müdam, Âşık İlhami Demir, Âşık Mehmet Hicrani ve Âşık Üzeyir’i dinlemek için akşamları han’a giderdim. Bu ismini saydığım üstatların çalıp söylediği sözler beni çok etkilerdi. O yıllardan itibaren şiir yazmaya başladım. Köyümüze gelen aile dostumuz Âşık Şevki halıcı benim âşıklığa olan sevdamı anlamış olmalı ki bana bir saz hediye etti ve ilk saz hocam Âşık Şevki oldu ayrıca Âşık Murat Çobanoğlu’dan da bağlama ve makam dersleri aldım. Bu dönemde âşıklık geleneğindeki birçok türkülü anlatıyı dinleyip ezberledim. 1970 yılından itibaren Murat Çobanoğlu’nun (1940–2005)  Kars’ta ki âşıklar kahvesine düzenli olarak gidip gelmeye başladım.  Yöremizin en iyi atışmasını yapan Âşık İlhami’den(1932–1987) atışmayı öğrendim. Ustamda olan Âşık İlhami ile bir atışma esnasında kendisine bir muamma sordum. O muammadan sonra ustam İlhami bana dönerek”Artık sen kalfa değil usta âşıksın”dedi ayrıca senin mahlasın”Azatlı” olsun. 2012 yılına kadar “Azatlı”mahlası ile çalıp söyledim daha sonra “Erzade” ismimi mahlas olarak kullanmaya başladım. Kültür Bakanlığının (Yb1988. 0172 Erzade Kapan -Azatlı)kayıtlı aşığıyım.

    1984 yılından itibaren düzenli olarak Konya Âşıklar bayramına katıldım. Türkiye’de düzenlenen tüm Âşıklar bayramına ve yöremizin köy derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katıldım ve yarışmalarda birçok dalda ödüller aldım.

     Öyle zannederim ki yurt dışına (Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Belçika, İsviçre ve Danimarka) en çok giden âşıklardan birisiyim.2010 tarihinde  “Saraç İbrahim”in hikâyesini UNESCO tarafından görevlendirilen hocalara anlattım.”

       Âşık Erzade’nin şiirleri birçok dergide ve kitaplar da yayınlanmıştır. Yayınlanmış CD ve kasetleri olan Erzade Kapan ile ilgili Akademik düzeyde Çanakkale, İstanbul, Samsun, Konya Kars’ta ki üniversitelerin Fen-Edebiyat fakültelerinde okuyan öğrenciler tarafından şiirleri Tez ve Yüksek lisans yapılmıştır. Çok sayıda TV. Programlarına katıldı. Iğdır’da yayın yapan Iğdır TV’de kısa bir süre “Âşıklar” programını yaptı. Gazetelerde çok sayıda haberleri yayınlandı. Erzade Kapan, Köy Hizmetleri il müdürlüğü’nden 1989 yılında emekli olup İstanbul’da sazıyla, sözüyle âşıklık geleneği sürdürmektedir. Âşık evli ve dört çocuk babasıdır.

 

   İyi bir hikâye anlatma yeteneğine sahip olan Âşık Erzade’nin bildiği usta malı hikâyeler ve atışmalar.

 

Saraç İbrahim

Pervane

Dilgan Yahya Bey

Necip Telli

Hüseyin Bey ve Senem

Latif Şah

Selman Bey

Âşık Şenlik ve Âşık Sümmani

Âşık Şenlik ve Âşık Zülali

Âşık Şenlik ve Âşık Nuru

Âşık Şenlik ve Âşık Abbas

Âşık Şenlik ve Âşık İzani

 

 

 

 

                                                   Âşık Azrail Meselesi

 

     Âşık Erzade’nin yörede diğer bir mahlası da Âşık Azrail’dir. Âşık Azrail meselesini aşığın kendisinden dinleyelim.

         “Kars’ta köy hizmetlerinde şoför olarak çalışıyordum. Beni Erzurum’a görevli olarak gönderdiler. Erzurum’a gittim. İlk iş olarak çok iyi bir dostum olan ve kendisinden çok şeyler öğrendiğim muhterem insan Merhum Âşık Reyhanî’nin(1932–2006)  evini sabit telefonla aradım. Telefona Reyhanî’nin hanımı çıktı kendisine telefonda “ben Âşık Erzade yenge, Reyhanî Usta evdemidir.” dedim. Rabiye yenge benim ismimi yanlış anlamış olacak ki telefonda “Azrail” gardaş Reyhanî evde yoktur. O Âşıklar kahvesindedir. Oraya git orada bulursun.”Bende kahveye gittim olanları aynen Reyhanî Ustama anlattım. Rahmetliyle kahveden kalktık eve geldik evin kapısını açan Rabiye yenge Reyhanî’yi karşısında görünce şaşkın bir ifadeyle”Reyhani çok şükür sen ölmemişsen, seni bugün Azrail aradı”Rahmetli Reyhanî gülerek senin Azrail dediğin Âşık Erzade’dir. Dedi.

       O tarihte TV programı yapan Hilmi Şahballı’ya Âşık Reyhanî, Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Şeref Taşlıova ve ben katıldık. Orada bu hikâyeyi Reyhanî Ustam tekrar anlatır ve o programdan sonra adım Âşık Azrail kaldı.

         Ayrıca, şu anda çaldığım sazı bana 1972 yılında Âşık Reyhanî hediye etti. Mekânı cennet olsun.”

 

       “Âşık Reyhanî (1932–2006) unutulmayan eserler bırakarak göçtü. Şiirleri ve yetiştirdiği çırakları, onu yaşatmaya devam edeceklerdir.

        Âşık Erzade Kapan’da bir Reyhanî sevdalısı ve çırağı; Reyhanî’nin sağlığında taşlayan o ozanların, ölümünden sonra da kâr peşinde olduklarını söylüyor.”

 

Erzade Kapan, sitemli bir şiirinde şöyle der.

 

Eserleri olan âşık ölür mü?

Yalancı dünyada var arıyorlar

Reyhanî gibi âşık daha gelir mi?

Şimdi onun gibi pir arıyorlar

 

Geçer mi dünyada aşığın çağı

Daha fidan tutmaz bahçesi bağı

Reyhanî dediğin bir Ağrı dağı

Başına yağacak kar arıyorlar

 

Erzade bu sözü anlayan anlar

Eyvah yalan oldu geçen amanlar

Reyhanî’ye taş atan o ozanlar

Ölmüş isminden de kâr arıyorlar[1].

 

 

 

   “1987 yılında İstanbul Ümraniye’de ilk “Âşıklar Kahvesi”ni açan Erzade Kapan’ın bu ocağından kimler gelip/geçmemiş ki? Rahmetli Çobanoğlu ile Reyhanî’nin bu kahvede saatlerce atışma yaptıklarını, âşık olup da bu kahveye uğramayanların bulunmadığını belirten Kapan halen Ümraniye/Çekme köy de ocağını devam ettirmekte olduğu”yeni çıraklar yetiştirmektedir.

“Dağlarından yağ, çiçeklerinden bal akan Anadolu anadır Nasırlı ellerinde kına, feracesinde oya, örtüsünde çiçek, dudaklarında ninni, yüreğinde şefkat ve merhamet olan yine anadır. İstiklal savaşında cepheye cephane taşırken; devletin malı mermilerin nem kapmaması için, torunu üzerindeki yorganı alıp, mermilere örten, kağnı arabasını taşıyan öküzlerin biri öldüğü zaman, boyunduruğu sırtlayanda anadır. Ana ve analarımız şehitlerin ve gazilerin anasıdır.”

 

Anayı anlatmak, yazmak kolay değildir.

 

Erzade Kapan ANA başlıklı şiirinde şöyle seslenir.

 

Gündüzün güneşi, gecenin Ay’ı

Evladın takat varı anadır.

Gündüz durmak bilmez, gece de uyku

Nenni çalan zarı zarı anadır (ninni)

 

Emdirir sütünü ekmek yedirir

Türlü türlü libasları geydirir (giydirir)

Bir başın ağırsa kendin öldürür,

Bir evladın yadigârı anadır.

 

Akar gözlerinden yaşı bellidir,

Elli altmış, diyer yaşı bellidir,

Başlar sızıları yaşı bellidir,

Yavrudan bekleyen barı anadır.

 

Bu Âşık Erzade söyler bağırır,

Elkızı gelende yuva dağılır,

Torunları nine diye çağırır,

Yeni adı”kocakarı” anadır[2].

 

 

                           Nahcivan seyahatim

   

    “ Iğdır’ın il olduğu yıllarda Iğdır yöresel TV’de “Köyden Köye” programını yapmaya gittim. Bir ay kadar program yaptım. Programımızı beğenen o zamanın vali muavini biz âşıkları öğle yemeğine davet etti. Programımızı çok beğeniyle izlediğini söyledi. Bana hitaben”Seni bir âşık arkadaşınla Nahcivana göndereyim” dedi. Nahcivan TV müdürü olan Osman Bey’le konuştu ve ertesi gün Nahcivan’a gittik İki âşık (Âşık Ilgar Çiftçioğlu) akşam Nahcivan TV’de program yaptık. Otele gittik. Sabahleyin otel müdürü beni aradı”Âşık seni görmeye Lobide Ordubat kazasından gelen aksakallar var.” Dedi Gittim. Aksakal köy muhtarı ve heyete diyorlarmış. Bizi de davet ettiler. Büyük bir köye gittik. İki âşıktık tahminime göre beş yüz kişiye yakın halk bizleri karşıladı. Akşam olunca arkadaşım Âşık Ilgar Çiftçioğlu çaldı, söyledi. Sıra bana gelmişti. Ben sazımı aldım. O halk bizi dikkatle dinlemeye koyulmuşlardı. Ben Osmanlı Divanı makamında bir divan söyledim. Türküyü bitirmiştim. Herkes o sırada kapı istikametine bakıyordu ve “Kamandar hanım geldi” dediler. Herkes ayağa kalktı. Geçtikten sonra oturdular. Kamandar Hanım yanıma geldi”Türkiye’den geldiniz değil mi?” dedi.”Evet” dedim”Hoş geldiniz.” Dedi ve elinde ipek halı dokutmuş tahminen eni boyu yirmi beş (25.cm) santim olurdu. Türkiye’nin haritası ve haritanın orta yerinde Türk Bayrağı “Bunu tanıdınmı? Dedi bana “Evet, o benim vatanımdır.” Dedim. Daha Sonra Kamandar Hanım oraya toplanan yaklaşık 700 kişinin içinde bu şiir gür bir sesle elindeki halıyı halka göstererek bu şiiri okudu.

“Dağda karı kıskandırır,

Belesine, belesine

Kim özünü kurban etmez

Belesine, belesine

 

Ataşına meni iste

Sanki kalıf taş kafeste,

Başım koyum ay Türkiye taşın üste,

Belesine, belesine,

 

Beyman naşı, bağman hesle,

Dert koyufsan derdin üste,

Hasretem aynı hevesle

Belesine, belesine.”

 

      Bu şiiri söyledi ama anladık ki şiir Kamandar hanımın değil. Kendince yakıştırarak söyledi ve beni bu sözler çok etkiledi. Başka bir ülkede vatanını öven insana saygı duydum. Gözlerimin yaşına zor hâkim oldum. Kamandar hanım yerine oturdu. Ben çalıp söyledim ama içimde bir korku vardı. Bu bayan gelince neden kalktılar? Hem söylüyor hemde kafamda bu durumu düşünüyordum ki; Kamandar Hanım bana “Âşık eğleş (dur)” dedi.”Buyurun”dedim.”Âşık Eleskeri” duydun mu?” dedi Tabii ki duymadım desem:”Sen nasıl âşıksın?” diyecek. Anladım gayesini; kendisine türkü söyletecek.”bana bak ve bana göre bir şeyler söyle.”dedi.”kimseyi tanımıyorum, kimin neyidir bilmiyorum! “dedim. Şaşırdı. O sıra bizleri oraya davet eden Muhtar Mehmet Ali ismindeki şahız yanıma geldi , “Âşık, amcanın kızıdır. Söyle köyde birçok genç bunu istedi ben de dâhil. Ama kimseye gitmedi. Sevdiği çocuğu döverek aldı.” Dedi. Ben yine söylememek niyetindeyim, bayan olduğu için. O sırada yaşlı amca ayağa kalktı.”Âşık bu benim kızım.”Sağ tarafta altı kişi vardı.”Bunlar onun kardeşleri.”ve birini gösterdi.”Bu da eridi (kocası).”dedi. Aşığı sözüne goryan  (yasak) yoktu.”Söyle.”dedi. Ben bayanın gelişi sırasında muhtara sordum”Niye ayağa kalktınız?”dedim.”Çoğumuz korkudan kalktık.” Ve kadının fakirler anası olduğunu söyledi. Kızdığı zaman gözü pektir adamı dövermiş dedi. Ben düşündüm:”ne söyleyeyim ki buradan sağ kurtulayım?” dedim.”En iyisi gözlerine söyleyeyim.” dedim. Şöyle başladım.

 

“Yolcuyu yolundan eyler,

Senin gözlerin, gözlerin,

Senden ayrı bir şey söyler,

Senin gözlerin, gözlerin.

 

     Ama gözüm Kamandar Hanım’ın kocasında kaldı. Tam yanından geçerken ayağa kalktı. Zannettim vuracak. Meğer adetmiş: hanımına tarif söylediğim için kayınbiraderleriyle birlikte dolar, Şirvan (onların parası) filketeye dizmişler. Atkı şeklinde benim boynumdan astılar. Herkes üzerimi dolar ve Şirvanla doldurdu. Ama benim gözüm dolarda filan değil. Buradan bu tariften nasıl kurtulurum? Ve satıra başladım;

 

“Yaranıf, gelif cihana,

Bakışların değer cana,

İlaçtır seven insana

Senin gözlerin, gözlerin.

 

Dedim. Amcası oğlu, muhtar “Âşık bir şey söyle taş at.”dediler.

 

“Erzade’yim, çektim çile,

Bülbülem aşığam güle,

Kabul etse olam köle,

Senin gözlerin gözlerin.

 

     Dedim. Türkümün bittiğini anlayan Kamandar Hanım,”Âşık bilirem muhtar sana dedirtti. Olsun. Biraz yaşın geçkindi, genç olsaydın olardı.” Dedi ben”Bacım muhtar söyletti.” dedim ve Nahcivan da bir hafta kaldıktan sonra Türkiye’ye döndüm[3].”

 

 

HABERİN YOK

 

Rüzgârlardan sordum seni

Senin benden haberin yok

Dün rüyada da gördüm seni

Senin benden haberin yok

 

Gurumuş bir dal gibiyim

Aşılmayan yol gibiyim

Lal olmuş bir dil gibiyim

Senin benden haberin yok

 

Âşıkların sedasıyım

Ben gönlümün gedasıyım

Yedi torun dedesiyim

Senin benden haberin yok

 

Erzade’yim çektim zarı

Yok, gönlümün bir baharı

Dört çocuk var birde kuzuları

Senin benden haberin yok.

 

    Âşık Erzade bu sözleri söyledikten sonra yanında bulun hanımı şiirde neden benden söz etmedin ihtiraz edince. Âşık Erzade son dörtlüğü değiştirmek zorunda kalır

 

Erzade’yim telaşım var

Batmayan bir güneşim var

Dört bir kuzum bir de eşim var

Senin benden haberin yok.

 

 

HASTAYIM

 

Eğer beni sorar isen efendim

Vatana hastayım, Al’a hastayım

Bir saz ile geldim Avrupa’ya

İnsana hastayım, dile hastayım

 

Alman elinde olmuşam yaman

Kesildi takadım kaldı derman

Ömrüm koyun oldu ben ise çoban

Bir gün güdemedim çöle hastayım

 

Yaman hastalandım Alman elinden

Bir anlayan olmadı ki halımdan

Eyüp nasılsa derdin elinden

Anlar isen bende ele hastayım

 

Âşık Erzade’yim beşe bağlıyım

Dolu bulamadım başa hastayım

Ömrümün yaşı yok kışa hastayım

Kendim bildim bileli hastayım.

 

(Âşık Erzade bu şiir Almanya’da bir kahvede otururken yanına gelen bir gurbetçimize söylemiştir.)

 

 

Âşık Erzade-Âşık Yılmazoğlu

                            

Âşık Erzade

 

Dinle sözlerimi ey Yılmazoğlu

Doluya dokunma, boşa dokunma

Yediğin lokmaya sen aç ağzını,

Damağa dokunma, dişe dokunma.

 

Âşık Yılmazoğlu

 

Gözünü dikmişsin burdaki kaza

Ördeğe dokunma kuşa dokunma,

Ben avcıyı salımıştım dağlara,

Ceylana dokunma, leş’e dokunma

 

Âşık Erzade

 

Her zaman dostuma yarar olurum,

Bazı dolanırım viran olurum,

Atışmada sana boran olurum,

Bahara dokunma, kış’a dokunma.

 

Âşık Yılmazoğlu

 

Yine gaynayıftı bele daşıftı,

Sözlerine Yılmazoğlu şaşıftı,

İki türküde hemen sesi düşüftü,

Pirize dokunma, fişe dokunma.

 

Âşık Erzade

 

Erzade sözünnen dönermi vallah,

İnanmışdım ona elhemdüllillah,

Senin gibi aşığa etmem vallah,

Benim gibi bir berduşa dokunma.

 

Âşık Yılmazoğlu

 

Yılmazoğlu baksan bele yanımdır,

Bu şirin damarda dolan kanımdır,

Porsukluda benim burda canımdır,

Hayale dokunma, düşe dokunma[4].

 

 

Şiirlerinden Örnekler

 

ARKADAŞIM

Bu dünyaya benim deme,

Sonu boştur arkadaşım!

Bugün varsın yarın yoksun

Boş yarıştır arkadaşım!

 

Gel kendini etme heder,

Nedir bu gam ile keder,

Bir gün gelen bir gün gider,

Ne telaştır arkadaşım!

 

Der Erzade ara ile

Gelen gider kara ile

Bu değirmen sıra ile

Döner taştır arkadaşım!

 

GÜLENE KADAR

 

Mevla’yı seversen yüzün döndürme,

Bu kara talihin gülene kadar

Bakışın merhemdir, ağır yarama

Eflatun’la Lokmangelene kadar

 

Senden ayrı yoktur benim muradım

Yazık talihimi boşa sınadım

Canım senin için kurban adadım

Bu dileğim kabul olana kadar

 

Allah’ı seversen uzakta kalma

Aksın gözyaşların el atıp silme,

Beni görüp zalim ellere gülme,

Yeter ki Erzade ölene kadar.

 

 

NE SEN BENDEN

NE BEN SENDEN İLERİ

 

Gâh ileri gâhî geri döneriz

Ne sen benden ne ben senden ileri

Bir kervan çekilir birisi gelir

Ne sen benden ne ben senden ileri

 

Asla kimse gelmez sana havara

Çoban yoksa kimse bakmaz davara

Bu toprak gözetmez zengin fukara

Ne sen benden ne ben senden ileri

 

Erzade de o kervanda görünür

Kimi yaya gider, kimi sürünür

Herkes giyer ak gömleğe bürünür

Ne sen benden ne ben senden ileri[5].

 

OĞUL

Canım evlatlarıma, nasihatimdir.

Sözlerimden, örnek alasız oğul.

Baba hakkı, hepinize helal eyledim.

Bunuda böyle bilesiz oğul.

 

Duymadığın söze inanma, kimseye çatma.

Şükür sermayedir, dilinden atma.

Namaz kılan, Allah`a yakın unutma.

İnşallah cennete girersiniz, oğul.

 

İçkiden uzak olun, kumardan sakın.

Dürüst olan olur Allah`a yakın.

Ailelinizle bir olun, ileri bakın.

Asla hiç olmayın kararsız oğul.

 

Yalan insana düşman, başka arama.

Merhaba dediğini araştır, hemde sor amma.

Söz insanın özüdür, sözünde dur amma.

Benlik zincirini kırasınız, oğul.

 

Üçkardeşsiniz, bir tek bacınız.

Bacınızı edin haa, başta taşınız.

Allah`ım bana göstermesin, acınız.

Cennette mekân kurarsınız oğul.

 

Yavrum bu yol, bilin inceden ince.

Gençliğin sonu yok, olursunuz koca.

Hiç kimseyi ana babadan tutmayın yüce,

Sizde bizim gibi olasız oğul.

 

Okuduğuz okullarda olduğuz yüce.

Ananız evde, ben dışarda karınca.

Ananızla gündüzü unuttuk, gelirsiniz gece.

Bu sözümden, hisse kaparsınız oğul.

 

Âşık Erzade`den bu hediyeyidir.

Bu can sizin için ayrı fedadır.

Torunlarım, candır, kandır tatlı sedadır.

Allah`ımdan yardım göresiniz oğul.

 

 

VATANIM

Gezip vatanımı yer yer dolaştım.

Cennete benzeyen vatanım gördüm.

Sazıma ses verdim Tokat Zile`de.

Aşığa değer veren insanı gördüm.

 

Zaten orda Sümmani kardeşim vardı.

Ahmet Mehmet Altınarlar hünerdi.

Kahveci Sefer Üzer dostta mekândı.

Muştaba Muhtar Rauf Ural han’ı gördüm.

 

Süleyman Hamdi`yle Gültekin`in öz amcası,

Sümmani Güher Âşıkların Hocası.

Papaklılar Zile`nin gönül babası.

Zile layık erkân-ı gördüm.

 

Çamlıbel de Âşık Umman dediler,

Eder kendin dostta kurban dediler

Yıldız elinde Yıldız köyü şan dediler.

Kahveci Murat gibi mihmarı gördüm.

 

Uzunyayla köyü Hafik kazası,

Muhtar Kani Şeker dostların hası.

Hürmet etti Emi dayı köylüsü.

Hazreti Sivaşi Mekânı gördüm.

 

Acı yurda selamım var köyüne,

Yazıklar olsun, muhtarına öğüne,

Canım kurban Kurtoğlunun soyuna.

Orda İlyas gibi Kaplanı gördüm.

 

Selam yahu Karalar köyündeki insana,

Hepsi saygı değer, gelmiş yan yana.

Muhtar Hasan Eski benzer divana,

Her muhabette değer zamanı gördüm.

 

Hasankale İbrahim Hakkı`nın yeni mekânı

İki muhtar gördüm, Kalenin şanı.

Biri Yaşar, Biri Fazlı canların canı.

Hasankale halkında Sümmani gördüm.

 

Sordun`da gördüm şair ile ozanı,

Canlarımdır, Derdiyar İsmail Hazanı,

Murat beyin Sorgun tüm âşıklar başkanı.

Erzade`yim sevgi saygı divanı gördüm.

 

 

 

HABERSİZ

Bakışların Aklımı aldı

Gaşların senden habersiz

Dalga dalga selamladı

Saçların senden habersiz

 

Ahu gözler mahmurlanmış

Yanaklar bala bulanmış

İnci gibi sıralanmış

Dişlerin senden habersiz

 

Ahu Ceylan dağlar aşar

Sevda menziline koşar

Damla damla yere düşer

Yaşların senden habersiz

 

Erzade’yim ahım sana

Gülüşün değer cihana

Bir gece girsem rüyana

Düşlerin senden habersiz.

 

 

 

 



[1] Yardımcı, İlhan (Haz.2007).”Yaşayan Âşıklarımız-Güldeste”sf.395–397

[2] a.g.e.s,395-397

[3] Özkaya, İ-Âlin, K,(Mayıs 2010) “Yaşayan İnsan Hazineleri” 5.Uluslararası Kars âşıklar Bayramı antolojisi.sf.96–97

[4] : http://www.youtube.com/watch?v=8KWAHtOdAsI,04.06.2014

Âşık Erzade & Yener Yılmazoğlu (Atışma) Haz: Nurettin Yolcu

 

 

Kaynakça:

 

Karadeniz. B-Bahçıvan, O,(Tem.2010) Doğulu Halk Şairleri 2 “ÂŞIK Erzade”,sf,463

Şahin, Salih, (Ankara–2013) Ozanlık gelenekleri ve doğulu saz şairleri-Erzade

Yardımcı, İlhan (Haz.2007).”Yaşayan Âşıklarımız-Güldeste”Erzade Kapan

 

Kaynak Kişi:

ÂŞIK Erzade Kapan-Balıkesir

[5] Halıcı, Feyzi, (1992)Âşıklık Geleneği ve Günümüz Halk Şairleri-Güldeste”sf,263–266