www.vurallarsut.com

KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN Mİ?

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş...

   17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü tarihidir. Yani bu yıl 90. Kuruluş yıldönümüdür. Kutlu olsun! Bana göre tarihsel özelliği ve yeri olan bir tarih olarak beynimize kazınmıştır. Ancak, Köy Enstitüleri çeşitli çevrelerde karşılık bulurken, bir takım çevrelerde de karşılık bulmamıştır. Karşılık bulmamasının gerekçesi, özellikle siyaseten olmuştur, diye düşünüyorum. Yani, zaman içerisinde duyduğumuz ve öğrendiğimiz kadarıyla bazı çevrelerin iddiasına göre Sosyalist-Komünist yaklaşımlı bir öğretmenlik ve öğrenme modeli olarak halka anlatılmaya çalışılmıştır.

   Hatta ve hatta Anadolu insanını kandırma ve bu yöntemle de yönetme yaklaşımlarının olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Şimdi öncelikle Köy Enstitülerinin kuruluş amacı ve tarihçesine bir göz atmakta yarar vardır. Cumhuriyetin ilk kuruluş ve yerleşme süreci içerisinde 24 Kasım 1928´de Millet Mekteplerinin yaygınlaştırılması ile eğitim süreci farklı bir şekilde işlemeye ve yol almaya başlamıştır. Bu hareketle, eğitim süreci başlatılırken, zaman içerisinde sadece öğrenci eğitmek değil, öğrenci eğiticisi ve halkın eğitilmesi ve üretim sürecine katılması da hedef alınarak, 1936 yılında Saffet Arıkan´ın Maarif Vekilliği döneminde Köy Eğitmenliği projesi hayata geçiriliyor. Yetiştirilen öğretmenler sadece okuma yazma öğretmeyecek, köylüyü de eğitecekti. Bu hareketle belki de Köy Enstitülerinin temeli atılmış oluyordu. Süreç işliyor, Anadolu aydınlanması hızla ilerliyordu. Buna paralel olarak da Hasan Ali Yücel´in Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç´un İlköğretim Genel Müdürlüğü döneminde 28 Aralık 1938´ de köye hem bir öğretmen hem de modern üretim araçları ve tarım yöntemleri sağlamak ve eğitimin mali yükünü hafifletmek amacıyla önemli adımlar atılmış, planlamaları yapılmıştır.

    17 Nisan 1940 tarihi ve 3803 sayılı yasa ile Köy Enstitülerinin kuruluşu Türkiye Büyük Millet Meclisi´nde birçok karşı duruşa rağmen yasalaşmıştır. Köy Enstitülerinin Felsefesi; -Öncelikle siyaset üstü bir pedagojik yaklaşım içeriyordu. -Özellikle yaparak yaşayarak öğrenme modelini içermiş olmasıydı. -Köy-kent ilişkisini geliştiren, köy-kent uyuşumunu sağlayan, köy-kent arasındaki eşitsizliği gideren bir eğitim modeli olmasıydı.

   -Pratik bilgilerle köylüyü bilinçlendirmek ve üretime katmak amacı gütmesiydi. -Özellikle askerde onbaşı, çavuş gibi askerlerin Ziraat Bakanlığı´nın işbirliği ve Devlet Üretme Çiftliklerinde eğitilerek köylerine bilinçli bir şekilde gönderilmiş olmasıydı.

   Köy Enstitülerinin ders programlarında; -Öncelik tarım olmak üzere, tarla ziraatı, bahçe ziraatı, sanayi bitkileri, kümes hayvancılığı, arıcılık, ipekböcekçiliği, balıkçılık ve su ürünleri gibi ekonomiyi güçlendirmeye ve üretime katkı sunmayı amaçlamıştır. -Kültüre de öncelik verilmiş, Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık, yabancı dil, resim, müzik, beden eğitimi, askerlik, ev idaresi, çocuk bakımı, ziraat, kooperatifçilik gibi iyi bir vatandaş yetiştirmeyi amaçlamıştır. -Teknik olarak da, köy demirciliği, dülgerlik ve özellikle kızları hedef alan el sanatları derslerine ağırlık verilerek köylünün üretime katkısı amaçlanmıştır.

    Yukarıda saydığım ders özelliklerine bakıldığında tamamen kalkınmayı öne alan, çağdaşlaşma yolunda atılımlar yapmayı sağlayan ve iyi bir yurttaş olarak yetişmeyi amaçlayan bir eğitim modeli olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca özellikle icat etmeye, yaratıcılık yönlerini öne çıkarmaya ve ezbercilikten tamamen uzaklaştıran bir eğitim modelidir de diyebiliriz. Şimdi gelelim öze;

- Anadolu aydınlanmasının önünü açan bir eğitim modelidir.

-Bu Köy Enstitüleri Eğitim Modeli tamamen yerli ve milli bir modeldir.

-Hiçbir ülkeden alınmış ya da örneklenmiş bir model değildir.

-O zamanın şartlarında akılcı düşünen yetişmiş modern beyinlerin ürettiği bir eğitim modelidir.

-Üretime dayalı, ekonomiyi kalkındırmayı amaçlayan bir modeldir.

-O şartlarda yetişmiş fazla eğitim bilimcilerimizin olmamasına rağmen geliştirilmiş bir modeldir. Bu özellikleri düşünüldüğünde bir ülke için en sağlıklı bir eğitim modeli olduğu kaçınılmazdır. Bu önemli eğitim modeli 1946 yılına kadar sürdürülebilmiş ve sistem sendelemeye başlamıştır. Hasan Ali Yücel´den sonra Milli Eğitim Bakanı Olan Reşat Şemsettin Sirer zamanında önce Köy Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştür. Daha sonra bu okullar da 27 Ocak 1954 tarihinde tümden kapatılmıştır. Gerekçesi her ne olursa olsun, bu okulların kapatılması ülkemiz eğitimi açısından hiç te iyi olmamıştır.

    Daha sonra gelişen Türkiye´de onlarca eğitim bilimci yetiştirilmesine karşın, ne yazık ki iyi bir eğitim politikaları oluşturulamamış ve her farklı dönemde başka ülkelerin eğitim modelleri örnek alınmaya başlanmış ve ülkemizin özelliklerine cevap veremediği için de her defasında vazgeçilerek başka farklı ülke eğitim modelleri denenmeye başlanmıştır. 2020 yılı itibariyle eğitim modelinde sessiz bazı değişimler yaşanmaya başlanmıştır. Bununla birlikte özellikle Köy Enstitüleri Modeli örnek alınmış gibi gözüküyor. Neden diye soracak olursanız? Özellikle ilkokullardan başlanarak, atölye sistemlerine geçilmiştir. Bu atölyelerde; beden eğitimi var, müzik var, yaşam becerileri var, sayısal ve sözel atölyeler var, drama atölyeleri var. Tahmin ediyorum ki, yakın gelecekte daha farklı atölyelerle de bu eğitim süreci geliştirilerek sürdürülecektir. İşte şimdiki bu atölye dediğimiz yerlerin adı, Köy Enstitüleri döneminde enstitü derslikleri ve okul arazileriydi. O dersliklerde ve arazilerde yetişen her öğretmen kendi ihtiyacı olan her şeyi üretebilme yeteneğine sahipti. Köy Enstitüsünden yetişen bir öğretmen, köyde hem öğretmen, hem doktor, hem veteriner, hem arıcı, hem çiftçi, hem ziraatçı kısacası her şeydi. Köylünün aklı, eli, kolu, bacağı, beyni yani her şeyiydi. Böyle bir modelden hangi ülkeye, hangi topluluğa, hangi insanlığa zarar gelebilir ki! Eğer ki öyle olsaydı; şimdi bu modele benzer bir modeli hayata geçirme gibi bir fikir oluşabilir miydi? O okulların başında özellikle meslek liseleri gelmektedir. Şu ana kadar ülkemiz okullarının tüm sıra, masa ve çeşitli donanımlarını üretebilmiştir. İşte o modelin bir örneğini şu an korona virüsle mücadelede özellikle Meslek Liselerinde ülkemizin sağlıkçılarına cerrahi maske ve solunum cihazı üretebilen bir yapı oluşmuş olur muydu? Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki; yeni bir Köy Enstitüsü anlayışı ülkemiz eğitiminin temel taşı, yerli ve milli bir eğitim modeli olabilir.

   Çünkü ülkemizde bunu başarabilecek yetkin, yeterli ve yetişmiş eğitim bilimcilerimiz mevcuttur. Bu uğurda dünden bugüne emeği geçen her eğitimciyi ve her yetkiliyi saygıyla, ebediyete göç etmiş olanları da rahmetle anıyorum.

Yaşar GELER / İstanbul