www.vurallarsut.com

HALKIN İRFAN ÜNİVERSİTESİ VE SERMAYE SOYTARILARI

Anadolu insanı, Anadolu topraklarına benzer...

Anadolu insanı, Anadolu topraklarına benzer; her ikisinin de kapıları münbit ve sadık bir bereket iklimine açılır. Riya ve takiyyenin olmadığı irfan ikliminde; bir hayır, karşılık beklemeden ve ‘sağ elin verdiğini sol el görmesin’ şiarınca sessizce yapılırsa makbuldür.

İrfan üniversitesinden layıkıyla eğitilerek mezun olan insanlar, yaşadıkları dünyada kendileri dışında ‘kurdun kuşun da hakkı olduğuna” inanmanın sorumluluğuyla davranır ve ‘yerdeki karıncaya ulu bir nazarla bak’manın hikmetiyle büyürler. En büyük iyilikleri, hayırları işlerken de adının bilinmesini istemez ve sadece ‘rıza-yı İlahi’yi düşünürler. Bu yüzden eski kütüphanelerimizde, yaptığı ciltlerce tercüme/telif eserin, veya Anadolu’daki onca hayratın üzerine adını koymaktan bile imtina etmiş, yüzlerce ‘fakir-i pür taksir’ vardır ki, yarararlananlardan yalnızca ‘hayır dua’ beklemektedirler.

Anadolu insanı, Anadolu topraklarına benzer; niyet, emek ve gayret olmadan, ‘koruğun bile olgunlaşmayacağı’na inanır ve Nimri Dede’nin söylediği gibi ‘Varlık dağlarını delip geçerek/ Düzde (…) bir insan olmaya gel/irler”. Bu kutlu anlayışa göre insanlık, ‘olmuş bitmiş bir şey değil, “her dem yeniden doğar/ak” ulaşılması gereken soylu bir hedeftir.

Başkalarının varlık alanlarını fütürsuzca ihlal etmenin çatışmaların ana kaynağını oluşturduğu bilen Anadolu irfanı, çözüm için anayasasının ilk maddesine ‘Rızasız bahçanın gülü derilmez’ düsturunu koymuştur. Ne var ki bu anayasanın yazılı bir kitabı yoktur; bu kutsal öğretiler sözden söze, gönülden gönüle ve nesilden nesile aktarılarak günümüze gelmiştir.

Oysa şimdi vahşi kapitalizmin hakim olduğu modern zamanları yaşıyoruz. Vahşi kapitalizm her şeyi tüketmek üzere kurgulamış ve satın alma ihtiyarımızı dahi ihtiyaçlarımıza göre değil kendi ürettiği moda aldatmacası üzerine inşa etmiştir;

giyim kuşamı, yeme içmeyi, dinlenme ve eğlenme tarzlarını, tek değerleri ‘daha fazla para kazanmak’ olan bu tröstler belirlemektedir. Yani binlerce yıllık bizleri yaşatan, bir arada tutan ve bize kimlik kazandıran değerler yerine; çıkarlar ve daha çok kazanma hırsı geleceğimize yön verme konumuna gelmiştir. Richard Sennet, Karakter Aşınması adlı eserinde; vahşi kapitalizmin çalışanları, işlerini kaybetmekle korkutarak muhatapların karakterlerini nasıl aşındırdığını ve zamanla yok ettiğini anlatır.

Ayrıca bu yalıtık ve sökük zamanların yetiştirdiği bazı sözde aydınlar, markaların beslediği hastalıklı kibirlerine yaslanarak, Anadolu insanına tepeden bakıp hakir görmekte ve ‘benim oyumla cahil köylünün/çobanın oyu bir olmamaz’ deme gafletinde bulunmaktadırlar. Sermayenin istediği her renge boyanma isitadındaki bu palyaçolar, bilmiyor ki, hakir gördüğü insanlar, Anadolu irfan üniversitesinden mezundur ve Nazım Hikmet’in söylediği gibi “Topraktan öğrenen/ kitapsız bilen”lerdir; çalışan, savaşan ve üreten; hayatın ana mekaniğini kuran onlardır.

Bugün Çıldır’dan değerli halk ozanımız Seyyati’nin kendi cep telefonu ile amatörce kaydettiği Aslan Usta (1901-1974)’ya ait bir derlemeyi dinledim ve ülkemizin en ücra bir köşesinde ‘topraktan öğrenen’ insanların sahip olduğu yüksek irfan ve kültür düzeyine bir kez yine hayran kaldım. Müfredatını binlerce yıllık tarihin yazdığı bu irfan kültürüne; çocuklarımızı onca yıl vasatın altında bir eğitimle oyalaya Milli Eğitim Bakanlığı’nın bigane kalmasını anlamak mümkün değildir…

Adalet, işlevsel düşünme ve liyakatin ne kadar önemli olduğunu söyleyen Aslan Usta’nın bahse konu şiiri;

"Aklı noksan ile durup konuşma,

Dostu bilmez, düşmanlıktan ne anlar.

Herkese açıp da derdin söyleme,

Dert çekmeyen Lokmanlıktan ne anlar.

*

Devenin sanatı berber olamaz,

Filden dalgıç olsa umman dalamaz,

Serçe şahin olsa şikâr alamaz,

Ala karga terlanlıktan ne anlar.

*

Aslanî der çalış düşme oyuna,

Herkes sanatını seçer boyuna,

İsterisez kurdu katın koyuna,

Zaten düşman çobanlıktan ne anlar..."