www.vurallarsut.com

AYAKTA KALAN ÖMRÜM

Evlere kapanmak zorunda...

       Evlere kapanmak zorunda olduğumuz bu zor günlerde affınıza sığınarak benim için hiç de kolay olmayan bir işe giriştim ve bu yazıda kendimden bahsettim. Umarım anlayışla karşılarsınız.

     Çok uzaklarda, herkesin ulaşamadığı bir sınır köyümüzde, yani Çıldır´ın o zamanki adıyla Suhara bugünkü adıyla Aşık Şenlik Köyünde doğmuşum. Yörenin çok hürmet ettiği bir din alimi olan Ali Hoca´nın torunu olmak çocuklukta bile omuzlarıma çok anlamlı bir sorumluluk yüklemişti. İlkokula çarıkla koştum. Karın diz boyu olduğu bir gün okuldan eve dönerken sen çarığın tekini kaybet. Donmuş ayaklarımdan kaçıp kurtarmış zavallı kendini! Bir de dayak yedim onun yüzünden kalbi pamuk, eli tomruk dedem Mustafa Çavuş´tan. Babamın görevi nedeniyle Kars´a mecburi göç? Ortaokula kara lastikle. Liseye de babamın eski ayakkabısıyla giderdim gizliden gizliye. Onun da iki çift ayakkabısı vardı çünkü. O yoklukta salonlarda fakirlik nutku atmak, ?Devlet versin.? mantığıyla yatmak varken tam tersi, ucu kaf dağında yanıp duran bir  ?Ülkü? ışığına tutulmaz mıyım? Ama ne ışık! Yıllar yılı peşinden sürükledi bu efsunkar ülkü ışığı? Dağ- taş demeden, kurt-kuş demeden, yol-yokuş demeden?

    Anlayacağınız gençliğim de ayakta geçti bayrak taşımakla aziz dostlar... Kör dumanları dağıtmakla ve yüreğimde yanıp duran ışığımı gönüllere kazımakla. Sonra da ver elini ?Er Türk´ün beşiği, iki dünya eşiği? atamın kara ocağına. Söz atası Kara Ocağıma?Öz elime?Ölen döşeğime? Kazakistan´ıma?

   Sözün kısası; ben hep ayakta kaldım dostlar. Okudum, öğrettim ve öğrendim. Şimdi de okuduklarımın ve öğrendiklerimin sadece kısa bir bölümünü sizlere aktarmak istiyorum ve hâlâ ayaktayım.    

    Ayakta ve yankısı aylı yıldızlı gecelerde görünebilen, sevdamın kaynadığı bir gizemli ocakta...  

   Ve bu gizemli ocağın bir resmi geçidini yaptım bulutlaşan mısralarla.  Okumanız ve biraz da olsa tanıyabilmeniz açısından?!

    Çocukluk yıllarımın ve rüyalarımın etrafında gömülü olduklarına inandığım yaylamdaki ?Avara Kaya?  ya ve yayla yüzlü ŞAFAK´lara selam olsun?!

    Avara gaya aaaaa?.uuuuu?.!

Cemal Şafak / İstanbul

 

 

 

                             AVARA  KAYA

                                   YA DA

             BULUTLAŞAN ÇOCUKLUĞUM

                           Yayla Yüzlü Şafaklara?

           

Yaylamdaki hündür kaya nerdedir?

Oyuğunda çocukluğum gizlidir.

Yan yöresi çarığımın izidir,

Mahnı oldun, yankı oldun, düş oldun,

Avara kaya, sırlarıma eş oldun.

 

Sıra sıra yaylaları izledin,

Koyunları, kuzuları gözledin,

Gelmeyince mahzunlaştın, sızladın,

Hürü Anam sesleniyor bak sana,

?Sırdaşını göndersene tez bana.?

 

Yosununla kınalardım elimi,

Sıcağınla ısıtırdım tenimi,

Sedan ile doyururdum benimi,

Rüyalarım etrafında gömülü?

Saklar mısın masalımsı dünümü?

 

?Gel? deyince baharlarda koşardım,

Kıştan kalan karlarınla coşardım,

Efsunkarlı duruşunda yaşardım,

Akşam oldu, güneş söndü taşında,

Koyun geldi Temur Emim başında.

 

Yiherliden Düldül ile inseydim,

Göy bulağın göy yerinden içseydim,

Mingöllerin çende yolun bulsaydım,

Heybemdeki lavaşıma şor gerek,

Hayalime destanımsı yar gerek.

 

Ey yaylamın kartallaşmış kayası,

Sende kaldı ellerimin ayası,

Yadında mı genç kızların oyası?

Oylum oylum ayağından su akar,

Akan suyla gece akar, ay akar.

 

Avşar atla bulutlara uçardım,

?Mehle vurup? arkaçlara kaçardım,

Kör yolları kör geceye açardım

Halil Emim tulum üfler haz ile,

Aşkı söyler sohbet ile saz ile.

 

Tandır yanar közü canı ısıtır,

Çeçil pişer tadı canı ısıtır,

Yayıklarda kaymak canı ısıtır,

Yoramadı Güleyze´nin kolunu,

Bekler durur Mikail´in yolunu.

 

Gedegüney, gışgırığa bir ses ver,

Tırpan çeken ırgatlara heves ver,

Ağlamaklı soluğuma nefes ver,

Bayram emim İnektepe yolunda,

Kaçak bulak kaynıyor mu yanında?

 

Yakmacını bal şekerle sevdiğim,

Neziğini sac üstünde yediğim,

Yaşmağında terbiyemi gördüğüm,

Fatoş Yengem ufka bakar göz eder,

?Ziya Emin yolda? diye söz eder.

 

Gece zifir, gök delindi, amandı!

Çıraların kör olduğu  zamandı,.

Yıldırımlar neden öyle yamandı?

Yüce Tanrım haberdar mı yaşımdan?

Nere kaçsam sular akar başımdan.

 

Gün çilendi, ruha huzur katıyor,

Kuşağını enginlere atıyor,

Göy çiseler yapraklarda yatıyor,

Kuzularla bayırlara asıldık,

Kuşlar ile bir doyumsuz fasıldık.

 

Yayla bende çocukluğun yadıdır,

Damağımda bilinmezin tadıdır,

Rengim, sesim, can evimin adıdır,

Anam gelip hasretimi emdirse,

Nenem dönüp şıratıyla çimdirse.

 

Ocağında köveleyi pişirdim,

Mevsimlere tezek, teten taşırdım.

Boz bulanık yıllarımı aşırdım,

Orda kaldı yarpuz kokan ellerim,

Döner mi ki mor seherli günlerim?

 

Kervan yolda, gün ayazda donuyor.

Ak turnalar şafaklarda yanıyor.

Yeşil otlar köklerine soluyor.

Keher atlı Beybabam´a yol verin,

Terkindeki Süsen´ine el verin.

 

Soluklandık Kara yokuş başında,

Yayla şimdi bulutlanmış aşkımda,

Çıldır Gölü nilgün olmuş karşımda,

Süzelse de deli gönlüm  maviye,

Uçar gider hayallerim geriye?