www.vurallarsut.com

AMERİKAN PRAGMATİZMİ VE TÜRKİYE

Prof.Dr.Ramazan Korkmazın Kaleminden...

          Pragmatizm, görünür faydacılık demektir. Yani, yapısı gereği göreceli olan 'iyi' ve 'doğru' kavramlarını; bir şey pratikte fayda sağlıyor ise, iyi/doğru'dur, yoksa değildir'e çeviren düşünce akımıdır. Kökleri antik çağ filozoflarından Epikür’e dayanan bu düşünce esintisi, özellikle kapitalist sistemin gelişmesiyle 18. Yüzyıl İngilteresi’nde Jeremy Bentham ile filizlenmiş ama asıl 19. yüzyıl Amerikasında William James tarafından ‘deneysel pragmatizm’ olarak özellikle psikoloji alanında sistemleştirmiştir.

       John Dewey ise, deneysel pragmatizmi daha ileri boyutlara taşıyarak Enstürmantalizm akımını kurmuştur. Enstürmantalizm; bilimsel yasa, kuram ve kavramları, birer alet/ araç saymıştır. Amaca ulaşmakta bilimsel kuramlar/ yöntemler/araçlar faydalı sonuçlar veriyor ise 'iyi/doğru'dur, yoksa değildir...

        Pragmatizm zamanla düşünsel bir akım olmaktan çıkarak vahşi kapitalizmin ve egemen güçlerin iktidarlarını korumak uğruna kullandıkları politik bir enstürmana dönüşmüştür. Özelikle 20. yüzyıl Amerikan siyasetine deneysel pragmatizmin yön verdiğini söyleyebiliriz. 21. Yüzyılda ise Amerikan siyasetine 'enstrümantal pragmatizm' yön verecektir. Yani araçsallaştırılan 'our boys' ve 'our teams' dedikleri 'bizim çocuklar' ve 'bizim takımlar', formatlanarak öne sürülecek ve tabiri caiz ise ateşi tutacak maşalar ile iş göreceklerdir. 20. Yüzyılda deneysel aşamayı geçen figüran rolündeki our boys/ our teams enstürmanları, 21. Yüzyılda esas aktörler olarak öne sürülecek ve diğer bir deyişle kaleler içten çökertilecek ve zaptedilecektir.

            Günlerdir şahit olduğumuz Trump mı, Biden mı tartışmalarının, aslında Amerikan Pragmatizmi ile düşünüldüğünde hiç de önemli olmadığı görülmektedir. Kim seçilir ise seçilsin Amerikan siyasetinin özü değişmeyecektir; Amerika için faydalı/yararlı olan şeyler (insanlar/toplumlar/düşünceler) iyidir, diğerleri kötüdür.

            Nitekim 45 yıldır Amerikan siyasetinin içinde aktif rol almış olan Joe Biden 'Başkan' seçilmiştir. Joe Biden, her ne kadar demokrat kimliği ile öne çıksa da Trump ile ortak paydaları Amerikan pragmatizmidir; onları hedeflerine taşıyacak bütün insanları ve bütün ülkeleri, iyi/faydalı araçlar olarak görecekler, işleri bittiğinde bu işlevsiz araçlar ele ayağa dolanmasın diye ya depoya kaldırılacak veya Bin Ladin, Saddam Hüseyin örneğinde olduğu gibi yok edileceklerdir. Yeni mevsimsel hasatlar için yeni araçlar bulunacak veya imal edilecek ve bu döngü dünya düzeni değişmedikçe sürüp gidecektir.

          Dünyadaki çoğu terör örgütleri aracılığı ile yürütülen vekalet savaşlarını, enstrümantal (araçsallaştırılmış) pragmatizmin bir sonucu olarak görmemiz gerekiyor.

           Son yüzyıllık süreçte dünyanın yaşadığı büyük yıkımlar dikkate alınır ise, NATO, BM, MİNSK Grubu, AGİK vb gibi kurumların/örgütlerin, aslında çok da işlevsel olmayan ve sorunlara çözüm üretemeyen işlevsiz araçlara dönüştüğüne şahit olduk. Sözgelimi Avrupa'nın göbeği Bosna'da 300 bin insan, sadece müslüman oldukları için katledildi ama bu örgütlerin katliamı durdurmak için gerçekçi hiçbir çabası olmadı; çünkü bu örgütleri kuranlar ve yönetenler müslümanları sevmiyordu ve öldürülenlerin Amerikan/Avrupa çıkarları için bir faydası yoktu. Pragmatizm formatladığı anlaşıa göre faydası olmayanların yok edilmesinde bir mahsur yoktu; nitemik sessizce yok edildiler…

          Bütün bunların ışığında yeni Başkan Joe Biden, insan hakları, demokratikleşme, çevre sorunları vb. söylemleri; enstrümantal pragmatizme kadife örtü yaparak icraatlarına daha önce Obama döneminde olduğu gibi devam edecektir. Biden'dan köklü değişim bekleyenler, yüksek Amerikan çıkarları sözkonusu olmadığı sürece hayal kırıklığına uğrayacaklardır.

           Dileğimiz; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni yayınlayan ve yüksek insani değerleri temsil ettiğini söyleyen Amerika'nın, Biden ile bu değerleri yeniden hatırlaması ve eyleme dönüştürmesidir. Ancak iflas eden ekonomiler ve boşalan hazineler dolayısıyla bunun da mümkün olmayacağını söyleyebiliriz.

Dünyayı Bekleyen Yeni Tehdit: Küresel Yağma

              Şimdi dünyayı bekleyen yeni ve büyük bir tehdit daha var; Küresel Yağma…

         Dünya, çok büyük sorunlarla karşı karşıya; pandemi süreci ile bir çok ekonomi iflasın eşiğine geldi, hazineler boşaldı ve geniş halk kitleleri daha da yoksullaştı. Tarihteki bu tür büyük ekonomik çözülmelerden, iflaslardan sonra çok büyük savaşlar çıkmış ve güçlü ülkeler, zayıf ülkelerin servetlerini doğrudan yağmalayarak yaşamlarını idame ettirmişlerdir. Ancak zamanımızda servetler, savaşsız da gizli/örtülü ekonomik operasyonlarla el değiştirmektedir.

                 Türkiye Ne yapmalıdır

"Yer ve gök su veremem dediği zaman

Her tarlayı sular arkımız bizim..."

Necip Fazıl

1- Türkiye öncelikle düşünsel ve siyasal ayrılıkları bir yana bırakıp birlik olmalıdır. Bunun için herkesin aidiyet duygusunu geliştirecek adımlar atılmalı; adalete ve siyasete olan inanç güçlendirilmeli, hatta yeniden inşa edilmelidir.

2- Eğitim sistemimiz, nakilci ve ezberci yapıdan derhal kurtarılmalı ve çocuklarımız kendisiyle/ kökleriyle barışık, dünya ile uyumlu birer bilinçli dünya vatandaşı olarak yetiştirilmelidir. Çünkü, vahşi kapitalizmin ve deneysel pragmatizmin infilak etme noktasına getirdiği dünyamızı, Yunusça dokunan rahim bir elin sakinleştirmesi ve rehabilite etmesi gerekiyor. Gençlerimiz, dünyanın bizim medeniyet değerlerimize ihtiyacı olduğunu bilerek ve sorumluluğu alacak donanımda yetiştirilmeli.

3- Küresel yağmacılar, boşalan hazinelerini doldurmak için ülkelerin milli kaynaklarına el koyma planları yapmakta ve halen uygulamaktadırlar. Bir çok ülkenin bazı adaları, toprak parçaları ve stratejik maden kaynakları şimdiden el değiştirmiş, bir bakıma küresel hacze uğramıştır.

Şu an dünyanın gözü; Türkiye'nin sahip olduğu bor ve toryum yatakları üzerindedir. Bu kaynaklar ile ilgili hukuksal düzenlemeler yeniden gözden geçirilmeli ve küresel çetelerin haczine imkan verecek uygulamalardan kaçınılmalıdır. Ayrıca bor ve toryum araştırmaları, stratejik öncelikle desteklenmeli ve milli güvenlik sorunu olarak algılanmalıdır.

4- Yerli ve milli sanayi -özellikle savunma sanayi- desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Yerli ve milli sanayi alanı, temel bir varoluş sorunudur. Bu alanda çalışan insanlar ve şiketler, milli güvenlik kapsamına alınmalı ve her ne pahasına olursa olsun korunmalıdır. Akıbet itibariyle yeni bir Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ ve Nuri Killigil vakası, ülkemiz için büyük bir felaket demektir.

5- Dünya ile ilişkilerimizi, söylemsel parodiden öteye geçmeyen sadece 'sert tepkiler', 'şiddetle kınamalar' ötesine taşımalı; ilişkileri geliştirmeli, lobiler oluşturmalı ve kendimizi/ sorunlarımızı anlatacak platformlar kurmalıyız. Hakkımızda yapılan kara propogandalara karşı gerçekçi önlemler almalı, karşı argümanlar geliştirmeliyiz. Dünyanın nefretini çekecek söylemlerden şiddetle kaçınmalıyız. Güzel Türkiyemizin imajını tarihi misyonuna uygun şekilde dünyada ‘umudun ve adaletin’ simgesi olarak devam ettirmeliyiz.

Bizim için Trump mı, Biden mı tartışmasının retorikten öte hiçbir önemi yoktur.

Biz, Necip Fazıl'ın da söylediği gibi "Yer ve gök su veremem dediği zaman /Her tarlayı sular arkımız bizim..." diyebilmeliyiz. Nitekim F 35 projesinden çıkarıldığımızda kendi uçağımızı yapacak, Patriotlar veya S-400’ler verilmediğinde kendi savunma sistemimizi kuracak bir düzeye erişmek, infilak etmek üzere olan dünyanın umuduna dönüşmek; Türkiye Cumhuriyeti’nin Kızılelması olmalıdır.

Çünkü dünyanın pratik konjoktür çıkarlara değil, yaşatıcı değerlere ihtiyacı vardır. Zira insanlığın vicdanını temsil eden masumiyet, konjoktür çıkarları kutsayan enstrümantal pragmatizmden daha önemlidir.

Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ