AH AHİM VAH AHİM

Kararlarına itiraz ettiğimiz ve aldığı ....

   Kararlarına itiraz ettiğimiz ve aldığı kararları tanımıyoruz dediğimiz AHİM kimdir?

    Kısa adı AHİM olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12 kurucusundan birisi olduğumuz, sözleşmesine 47 Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imza attığı bu ülkelerde yaşanan hukuk ihlalleri iddialarını en üst merciden inceleyen, karara bağlayan ve kararları bağlayıcı uluslararası hukuka ait en üst mahkemedir. Yani şu anda 1959 yılında kurulsun diyen ilk 12 ülke arasında imza attığımız ve bir nebze kendi yarattığımız bir güçle kavga eder durumdayız. Peki şöyle bir bakalım şimdiye kadar hangi tanıdık simalar bu mahkemenin kapısını çaldı acaba? Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız İstanbul Büyükşehir belediye Başkanı iken okuduğu bir şiir nedeni ile hapis cezası alınca ve seçimlere girebilmek için seçilme hakkı engellendiğinde olmak üzere üç kez, eski cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün eşi Hayrinüsa hanımefendi başörtülü olduğu için üniversiteye kaydedilmediğinde bir kez bu mahkemeye başvurmuş mesela.

Bir de tabi her şeyi istismar etmekten çekinmeyen yakıp, yıkan ve cana kıyan ama nedense hep masumu oynayan sözde barış güvercinleri bu mahkemenin kapısını az aşındırmamıştır.

Peki bu mahkeme siyasal kararlar verdi mi hiç? Konu ülkemiz olduğunda birçok siyasal kararlar veren bu mahkemenin bizi birçok kez mahkûm eden kararlara imza attığı da inkâr edilmez bir gerçektir.

Yani ortada 47 üye ülkedeki hukuksal anlaşmazlıkları çözen ve bu çözüm esnasında güncel konjonktüre göre siyasal kararlar da verebilen yani hata yapmamızı kollayan ve iç hukukumuzda çok dikkatli davranmamız gereken elimizle kurduğumuz, kararları da her ne kadar bizi bağlamaz desek de bal gibi bizi bağlayan güçlü ve etkin bir mekanizma var karşımızda.

Peki bu durumda ne yapmak lazım gelir?

Mahkemelerimiz yargılama süreçlerini yürütürken zaman, zaman siyasetin emrine giren bu üst mahkemenin varlığını bilerek hareket etmeli ve ülkemizi zor durumda bırakacak bu tür uygulamalardan kaçınmaları gerekmektedir.

Bu durumda geçen gün AHİM’in açıkladığı Selahattin Demirtaş kararını nasıl okumalıyız?

Öncelikle kararı okuyanlar bilir AHİM’in verdiği Selahattin Demirtaş kararı bir masumiyet ilanı kararı asla değildir ve verilen karar yargılama sürecinin işleyişindeki uzun tutukluluk süresinin hukuksuz olduğuna işaret eden bir karardır.

Daha net bir anlatımla AHİM ‘kardeşim madem bu adam yüzlerce suç işlemiştir diyorsunuz bu adam hakkında 4,5 senedir eden hüküm verilmemiştir ve halen tutuklu olarak yargılaması devam etmektedir’ demiştir.

Gerçekten neden Selahattin Demirtaş henüz işlediği onca suçlardan hüküm giymemiştir?

Bir terör destekçisi ve yandaşı olan Selahattin Demirtaş için Avrupa’ya karşı dik durmak ve sertleşmek çok güzel ve yerinde bir davranış ancak endişemiz yine onun gibi terör örgütü yandaşı olduğu bizzat devletimizin en tepesindeki makam tarafından ilan edilen ve ‘Bu Can Bu Bedende Olduğu Sürece Onu Bizden Alamazlar’ diyerek dünyaya meydan okuduğumuz Rahip Brunson Efendi de yaşadığımız sonun yaşanmasıdır.

Neticede bu ve bunun gibi terör destekçilerinin en üst perdeden ve en üst makamdan onca isyanımıza rağmen elini kolunu sallaya, sallaya çıkıp gitmesi de yıllardır dağlarda tepelerde ve sınır ötelerinde canları pahasına terörle mücadele eden kahraman güvenlik güçlerimizin terörle giriştiği kahramanca mücadelelerine psikolojik olarak büyük zararlar vermektedir.

Hatırlayalım meşhur Rahip Brunson Efendi için bir gecede ekonomimiz alt üst olmuş üstelik devreye de AHİM falan da girmemişken biz adamı daha mahkemesi başlamadan önce hava limanına inen uçağına ellerimizle yolcu etmiştik. Daha sonra ABD Başkanı ise bu konuda "Geçen sene çok güçlü bir adamla kısa ve saygılı bir müzakerenin ardından Rahip Brunson'ı eve getirdik ve sonra Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile arkadaş olduk." ifadelerini kullanarak ekonomimizden sonra mahkemelerimizi ve adalet sitemimizi de yerle bir etmişti. İşte bu yaşananların tekrar etmesinden korkan insanların kaygıları için onları terör işbirlikçisi ve hain ilan etmek yerine biraz empati yaparak saygı ile karşılamak en doğru davranış olacaktır kanaatindeyim.

Bugünlerde AHİM bu kararı alana kadar 4,5 yıl boyunca bu konuda neden hüküm verilmediğini eleştirenlere isyan edip siyasi linçe tabi tutmak yerine 4,5 yıl karar vermek için bekleyenleri ve bekletenleri vicdanlarda yargılamak daha doğru olmaz mı sizce?  

Ortada bu kadar açık ve net suçlar varken mahkemelerimiz neden mahkûmiyet kararı vermediler?

Bu mahkûmiyet kararlarının açıklanması bilinçli olarak mı geciktirilmiştir?

Bu gecikmede kimin ya da kimlerin hangi Saiklerle dahli vardır?  Diye düşünmek gerekmez mi acaba?

Emin olun bu durumun tekrar etmemesi ve ülkemizin itibarı için bu soruları sormak da bir vatanseverlik örneğidir.

Yine o artık bizde klasikleşen beğenmediğimiz şeyleri söyleyenleri HAİN ya da GAYRİ MİLLİ ilan etmek yerine daha bir aklı selim ile ve ülkemiz bir daha bu tür sıkıntılı durumlara düşmesin diye bu konuyu ağırdan alanları ve dünya kamuoyunda Türk Adalet sistemini yargılatanları eleştirmek daha münasip olacaktır. 

Bu konuda asıl eleştirilmesi gerekenler hususun ‘AHİM kararları bağlayıcıdır neden işler bu duruma geldi ‘diye soranlar değil her şey bu kadar net ve açıkken, kamuoyunun vicdanında mahkûm olan bir kişi hakkında 4,5 yıl bir hüküm vermeyenler ve adaletin tecelli etmesinin bu kadar uzun ve meşakkatli olmasında dahli ve kusuru olanlardır.

Son olarak biz beğensek de beğenmesek de kuruluşunda bizzat imzamız olan AHİM kararlarının bağlayıcı olduğunu ve tanımıyorum demenin çözüm olmadığını vurgulamak isterim.

Eee peki bu durumda Selahattin Demirtaş serbest mi kalsın diye soranlara cevabım hukuken EVET’dir.

Ancak Selahattin Demirtaş’ın nasıl serbest bırakılması için ortada bir hukuksal gerekçe var ise daha cezaevinden dışarı adım atmadan yeniden tutuklanmasını sağlayacak bir o kadar hukuksal gerekçenin olduğunu da herkesin malumudur.

Yeter ki burada gaye siyaseten pazarlık malzemesi yapmak değil adaletin tecellisinin sağlamak olsun.  

Sinan KARAÇAY / İstanbul